

Kadın dış ve iç genital organlarının anatomisindeki patolojik ve fizyolojik değişiklikleri ortaya çıkarmak için bazı işlemlerin yapılması gerekir;
Jinekolojik muayene
Ultrason Muayenesi
Organlarda oluşan patolojilerin ayırıcı tanısını koymada yardımcı aletlerin başında gelmektedir. USG teknikleri damar yapılarının incelenmesi için color doppler ve kitlelerin boyutlarını çıkarmada 4 boyut USG teknikleri, yumurtalık kistlerinin aspirasyonun da kılavuz olarak da 2 boyutlu USG teknikleri kullanılmaktadır.
Tetkikler
PAP Smear:
Jinekolojik muayene sırasında steril bir çubukla sürüntü örneği almaktır. Özellikle 35 yaş üzeri kadınlarda ve risk taşıyan herkeste yılda 1 kez yapılmalıdır.
Kolposkopik inceleme:
Dış genital organlarda ve rahim ağzı ( Serviks ) lezyonlarında 40 katı kadar büyütme ile dokuları inceleme tekniğidir. Kanser ayırıcı tanısında oldukça yardımcıdır.
Biyopsi:
Genital organlarda oluşan patolojilerde lokal ya da genel anestezi altında doku örneği alınmasıdır.
JİNEKOLOJİK PROBLEMLER VE HASTALIKLAR
-- Adet düzensizlikleri
-- Ağrı
-- Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
-- Enfeksiyonlar
-- Rahim problemleri
-- Tümörler
-- Kanserler
-- Rahim ağzı yaraları
-- Yumurtalık hastalıkları
-- Endometriozis
-- Polikistik over sendromu
-- Kistler
-- Jinekolojik kanserler
-- Dış Genital estetik sorunlar
-- Hirşutism ( Kıllanma )
-- Meme problemleri
-- Tüplerdeki sorunlar
-- İdrar kaçırma
TEDAVİ
-- Klasik ameliyatlar
-- Endoskopik cerrahi
-- Laparoskopi
-- Histereskopi
-- Küçük cerrahi müdahaleler
-- Kürtaj
-- Krio-terapi
-- Koterizasyon ( yaranın yakılması )
-- Leep
ENDOMETRIOZIS
Çoğu kadının, adını bile bilmediği ENDOMETRIOZIS kısırlığın temel nedeni olarak gösteriliyor. Bir çok kez hiçbir şikayete sebep olmadan kadınların %5 'i ENDOMETRIOZIS’i bilmeden yaşıyor yada önemsemiyor.
Endometriozis nedir?
Rahim içerisinde yer alan; her ay gebeliğe ev sahipliği yapacak şekilde hazırlanan ve gebelik olmadığı zaman, yeterli hormon desteğinden yoksun kalması nedeniyle menstruasyon kanaması halinde dökülen özel hücre tabakası "endometrium" olarak adlandırılır. Bu hücre tabakası vücutta sadece rahim içerisinde yer almaktadır. Bu hücrelerin vücutta rahim dışında başka bir alanda yer alması "Endometriozis" hastalığı olarak tanımlanmaktadır.
Görülme yerleri
Bu durum en sık yumurtalıklarda, rahim arkası boşlukta, vagen ile bağırsakların son arka bölümü arasında, bağırsakların yüzeyinde tüplerin üzerinde veya çevresinde, rahmi tutan bağların ve mesanenin üzerinde veya karın zarı yüzeylerinde gözlenmektedir.
Yapılan istatistiksel çalışmalarda yeni üreme çağındaki kadınların %20 infertil (Bebeği olmayan ) kadınların %25–30 'unda ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Bu gün bu hastalığın patolojisi evrimi tanı ve tedavisini anlamada çok mesafeler kat edilmiştir.
Endometriozisin bulgu ve belirtileri Endometriozisin bulgu ve belirtileri 1800'li yıllardan beri tarif edilmesine rağmen gerçek tanıma ancak yüzyılımızda gerçekleşmiştir. Endometriozis östrojen bağımlı bir hastalıktır. Bu hastalıktan 1.derece akrabalar etkilenmişse görülme sıklığı yeni nesilde 7 kat daha fazla olacaktır. Erişkin kadınların en doğal özelliklerinden birinin adet kanamaları olduğunu biliyoruz. Adet kanaması sırasındaki ağrılar, yumurtalıklardaki sancılar şiddetli boyutlarda değilse kadınların pek çoğu tarafından önemsenmez oysa alt karın bölgesine yayılan bu sancılar bel ağrıları eşliğinde, kısırlığın temel nedeni olarak gösterilen Endometriozis adı altında karşımıza çıkmaktadır
Endometriuma (Çikolata kistleri)
Bu çikolata kistinden bahsedersek karın içinde zarında benekler noktalar halinde görülen bu kitlelerin kahve siyah renkte tüm oral uyuşumlar olduğunu, yumurtalıklarda oluşan endometrium hücrelerinin kahverengi oldugundan çikolata kisti olarak adı verilmektedir. Bu bölgelerde yerleşen rahim içi hücreleri her adet döneminde kanamaya sebep olurlar, artan v biriken bu kanamalar yumurtalıklarda kist oluştururlar, kistin büyüklüğü 5–6 cm'e kadar büyür. Bu kistler bazen yırtılır çevreye dağılır geniş alanlarda yayılır.
Endometriozis Neden Oluşur?
Endometriozis hastalığına hangi faktörlerin sebep olduğu bilinmemektedir. Nedeni açıklamaya yönelik çeşitli teoriler öne sürülmektedir.
En fazla kabul gören görüş; genetik olarak yatkınlığı bulunan kadınlarda, karın içerisinde yer alan belirli yüzeylerde veya dokularda hücrelerin yapısal değişikliğe uğraması, endometrium dokusunun menstruasyon sırasında tüpler vasıtası ile karın boşluğuna geçmesinin bu değişimi kolaylaştırması ile yeni endometriozis odaklarının oluşması teorisidir.
Ayrıca immünolojik kökenli olarak kişinin bağışıklık sisteminin zayıf olmasının da Endometriozise neden olabileceği ifade edilmektedir.
Endometriozis ve İnfertilite ilişkisi
Infertilite (gebe kalamama) Endometriozis hastalarını etkileyen önemli bir sorundur. Bu hastaların tedavisiz hamile kalmaları mümkün olmakla birlikte, özellikle hastalığın ileri evrelerinde genellikle cerrahi veya infertilite tedavileri ile yardımcı olunmaktadır. Infertilite tedavisi amacıyla ovulasyon indüksiyonu ve aşılama ilk aşamada uygulanmalıdır. Bu tedaviyle sonuç alınamayan hastalara sonraki aşamada tüp bebek uygulanmaktadır. Çikolata kisti veya Endometriozis nedeniyle laparoskopi veya ameliyat yapılan hastalara cerrahi sonrası 1 yıl doğal yollarla gebe kalmaları önerilmektedir. Bu süre içinde doğal yollarla gebe kalamayan veya operasyon sırasında hamile kalmalarını engelleyecek ileri problemler saptanan hastalara tüp bebek yöntemi uygulanmaktadır.
Endometriozis TANI
Kısırlığı, sancılı adet görmesi, cinsel ilişkide ağrı, sebepsiz karın ağrısı olan kadınlarda Endometriozisten şüphelenmelidir. Sancılı adet görüyorsanız ilk akla Endometriozis getirilmelidir. Endometriozis tanısını muayene ve ultrasonla koymak her zaman mümkün olmaz. Ancak Endometriuma(çikolata kistleri) oluşmuşsa tanı konulabilir. Kesin tanı video laporoskopik ve o esnada alınan biyopsi yöntemiyledir. Bu lezyonlar beyaz renkten siyaha kadar değişen yelpazede renk tonlarında görülebilir. Bu renk tonları Endometriozisin yaşını belirler. Ayrıca tanıda CA125 antijeni ile de %80 oranında tanı konulduğu gibi Endometriozis yeniden alevlenmesini ve tedavisinin takibinde kullanılabilir.
ENDOMETRIOZIS TEDAVISI
ENDOMETRIOZIS tedavisi genellikle 3 nedenle yapılmaktadır.
Hastaların önemli bir kısmında birkaç neden birlikte bulunmaktadır. Kadının bekâr veya evli oluşu, çocuklarının olup olmadığı veya ilerde çocuk isteyip istemediği, yaşı ve şikâyetlerin şiddeti, tedavi seçimi ve izlenecek yol açısından önemlidir. Ayrıca, çocuk isteği varsa eşinin sperm analizi de değerlendirilmelidir.
Tedavi şekilleri nelerdir?
Kişiden kişiye değişebilen tedavi seçenekleri vardır:
Tedavi dört aşamada yapılabilir.
1-Medikal tedavi (ILAÇLA TEDAVI): Özellikle ağrı şikâyetinin giderilmesi için kullanılmaktadır. Doğum kontrol hapları, GnRH analogları, danazol, progestanlar gibi hormonal etkili ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar Endometriozis odaklarının baskılanması ve ağrının giderilmesi amaçlanmaktadır. Ancak ilaçlarla Endometriozis odaklarının tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmadığı gibi hastalar ilaç tedavisinden sınırlı derecede yarar görmektedirler. Bu ilaçlar genellikle ameliyattan önce veya sonra 3–6 aylık dönemlerde kullanılmaktadır. Aylık veya 3 ayda bir yapılan iğneler şeklindedir. Yan etkileri nedeniyle, bu ilaçların 6 aydan daha uzun kullanılması önerilmemektedir. Doğum kontrol hapları veya progestanlar daha uzun sürelerle kullanılabilir. Genellikle, ilaçlar kesildikten sonra şikâyetler tekrar başlamaktadır.
Günümüzde ilaç tedavisinin infertilite açısından yararlı olmadığı belirlenmiştir. Bu ilaçlar kadının gebe kalmasına herhangi bir etki yapmadığı gibi zaman kaybına yol açmaktadır.
2.Cerrahi tedavi: Endometriozisin yol açtığı ağrı, çikolata kisti ve infertilite varlığında öncellikli tedavi yöntemi cerrahi yaklaşımdır. Cerrahi tedaviye karar verildiğinde mümkün olan her hastada, laparoskopik cerrahi tercih olmalıdır. Laparoskopi imkânı yoksa veya cerrahın deneyimi yeterli değilse açık ameliyat ile Endometriozis tedavisi yapılabilmektedir. Laparoskopik cerrahinin klasik açık ameliyatlara göre pek çok avantajı vardır. Özellikle ilerde çocuk isteği olan hastalarda laparoskopik operasyonun bu konuda çok deneyimli ekipler tarafından yapılması gerekmektedir.
3.Medikal + Cerrahi tedavi: Cerrahi ile kombine tıbbi tedavi:
Ciddi Endometriozisli (evre 3–4) kadınlarda tıbbi tedavinin cerrahi ile kombine edilmesiyle daha iyi sonuçlar sağlanabilir. Doktorlar cerrahi tedaviden önce tıbbi tedaviyi vererek lezyonların sayı ve büyüklüğünü azaltırlar. Takiben cerrahi sağlıklı dokuları daha az tahrip eder ve daha az yapışıklıklara neden olur inflamasyonu azaltmak ve cerrahi sonrası kalabilecek artıkları bastırabilmek için cerrahi tedavi sonrası da tıbbi tedavi verilebilir. Bu yaklaşımın hastanın gebe kalma şansını artırdığı bildirilmektedir.
Hafif Endometriozisin tedavisi (Evre 1–2):
Evre 1–2 Endometriozisin tedavisi tartışmalıdır. Yapışıklıkların bu dönemde oluşmadığını, bu yüzden en iyisi bekleyip görmektir. Eğer lezyonların hepsi laparoskopi ile çıkarılırsa hastaların % 75i 12–18 ayda gebe kalabilir. Eğer gebe kalamazsa, kadının yaşı 35 üzerinde ise, 2 yıldan uzun süredir gebe kalmak için uğraşıyorlarsa yumurtlama tedavisi ve rahim içine sperm aşılama sıklıkla başarılı olur. Daha yaygın inflamatuar Endometriozis için kısa bir GnRH anoloğu takiben daha agresif bir tedavi önerilebilir. Bununla beraber evre 1-2 için tamamen cerrahi temizlik, GnRH anoloğu ya da danazol kullanımı gebelik oranını iyileştiriyor görünmüyor, üstelik hastalığın tekrarlamasını da önlemeyecektir.
4.Tüp bebek uygulamaları
Endometriozisde tedavi basamakları:
1. Bekleyip gebeliğin oluşup oluşmadığını görmek.
2. Cerrahi laparoskopi
3. Ovulasyon indüksiyonu ve intrauterin inseminasyon (aşılama).
4. İn Vitro Fertilizasyon (tüp bebek).
Çocuk istemi olmayan endometriozis olgularında en iyi korunma yöntemi doğum kontrol hapıdır. Çünkü doğum kontrol hapları endometriotik odakları baskılayarak özellikle şiddetli kasık ağrısı ve dismenore (sancılı adet görme) şikâyetleri olan kişiler üzerinde tedavi edicidir.
Özetle, Endometriozis sinsi başlayan gittikçe alevlenerek yaşam kalitesini bozan, kısırlığa neden olan kadınların korkulu rüyası olmaya devam ediyor. 1 yıldır Korunmadığı halde çocuk sahibi olamayanlar, sancılı adet görenler, ağrılı cinsel ilişkisi olanlar, sürekli kasık ağrısı çekenler Endometriozis'e dikkat!
Endometriozis tedavisi olan bir hastalıktır, korkmayın geç kalmayın.
Sinsi olmayan, Kronik seyreden, Dışa vuran, üreme çağındaki genç kızların ve kadınların baş belası
Polikistik Over(PKO)
Polikistik Over Nedir?
Polikistik Over "çok sayıda kist içeren yumurtalık" anlamına gelir. Üreme çağında olan bir kadında düzenli olarak gerçekleşmesi gereken
Yumurtlama işlevinin aksaması,
Tüylenmede artış,
Adet gecikmeleri,
Kilo alma,
Sivilcelenme,
Gebe kalamama veya zor Gebe kalma gibi belirtilerle seyreden bir durumdur.
Bu sendrom 1935 yıllarında tanımlanmış, ilk tanımlandığı yıllarda aşırı tüylenme adet görememe, gebe kalamama aşırı kilo alma belirtileri ile tanımlanmış ve yumurtalıklardaki çok sayıda kistten bahsedilmiştir.
Kısaca Polikistik over; yumurtalıklarda çeşitli nedenlerle oluşan bir hormonal ortam dengesizliği sonucu yumurtlamanın bozulması ve yumurtalıklardan aşırı miktarlarda androjen (erkeklik hormonu) salgılanması durumudur. Olayda genel olarak kan şekerinin normal sınırlar içerisinde kalmasını sağlayan insülin hormonu metabolizmasında bozukluk da söz konusu olabildiğinden dışarıdan görünen yüzü çoğu durumda yalnızca bir adet düzensizliği ve tüylenme olan PKO, olaya insülin hormonunun da katılmasıyla aslında tüm vücudu etkileyebilen bir metabolizma hastalığıdır. Polikistik over kronik seviyeden dışa vuran ve belirtileri degişen bir hastalıktır. Bütün belirtileri bir arada bulundurabildiği gibi tek kıllanma ile de karşımıza çıkabilir yâda gebe kalmama şeklinde de olabilir. Burada yapılan ultrason ve laboratuar tetkikleri hastalıgın Polikistik oldugunu gösterir. Bu nedenle PKO belirtilerini bilmek kadının PKO şüphelenerek doktora başvurması için yeterlidir.
Pko tanısı almış olan kadınların temel şey, bu hastalık kendi haline bırakıldıgında ciddi sağlık sorunları yaratabileceği, etkili bir tedavi ile çocuk sahibi olabilme dâhil, hiç Pko su olmayan normal bir kadın gibi hayatlarını saglıklı şekilde devam ettirebileceklerini bilmeleri gerekir. Yani kısaca PKO tedavi edilebilen bir hastalıktır.
Pko temelde yumurtalık işlevinin yarım kalmasıdır. Esası bu. Diğer belirti ve bulgular ise bu temel bozukluk içerisinde ikincil olarak gelişirler.
Yumurtlamanın yarım kalması, içinde yumurta hücresini barındıran folikül adlı yapının yumurta hücresini olgunlaştıracak ve çatlayarak bu hücreyi serbest bırakacak büyüklüğe ulaşamaması ve milimetrik çaplarda kistik bir yapı olarak yumurtalık içinde yerini almasına neden olur. Yumurtlama işlevi bu şekilde yarıda kalmaya devam ettiği sürece her ay yumurtalık içindeki ufak kistlere bir yenisi katılır ve yumurtalıklar bir süre sonunda çok sayıda kist içeren ve ileri durumlarda normalden büyük çaplara ulaşan yapılara dönüşürler. Folikül gelişimi yumurtalıkların dış yüzeyine yakın kısmında olduğundan her yarım kalan adet döngüsünde sayısı artan bu kistler yumurtalığın yüzeye yakın kenarı boyunca dizilirler.
Yumurtlama işlevi yarıda kalınca hormonal dengesizlik ortaya çıkar yani esas olan östrojen hormonu yerine testesteron hormonu üretilir ve kana verilir bu hormon kadında fazla salgılandığında tüylenme ve sivilcelenmelere sebep olur.
Yumurtlama kadında adet döngüsünün düzenli olmasını ve gebe kalmayı saglayan en önemli olaydır. Bunun aksaması adette beklenmedik fonksiyon bozukluklarına sebep olacaktır aşırı kanamalar gibi..
PKO bir kısır döngü hastalığıdır. Herhangi bir nedenle yumurtlama sürecini bozan her olay, sonuçta yumurtalıklarda Polikistik yapının gelişmesine neden olabilir.
Bu olay, beyinde yer alan ve yumurtlama için ilk sinyalin verildiği hipotalamus bölgesinden dalgalanmalar şeklinde olan GnRH adı verilen hormonun salgısını bozan bir olay veya hipotalamus bölgesine komşu olan ve yumurtalıklara GnRH hormonundan sinyal aldıktan sonra LH ve FSH hormonu salgısı yaparak folikül geliştirme ve yumurtlama emri veren hipofiz bezini olumsuz etkileyen bir olay olabilir.
Şeker hastalığı veya şeker hastalığına eğilim, böbreküstü bezlerinden aşırı miktarda androjen hormon (erkeklik hormonu) salgılanması gibi olaylar yumurtalıklardaki hormon dengesinin bozulmasına, buradan hipotalamus ve hipofiz bölgelerine bozuk sinyaller gitmesine ve böylece yumurtlamayı sağlayan temel hormonlar olan LH ve FSH hormonlarının salgılarının bozulmasına neden olabilirler.
PKO'nun kadın yaşamı üzerinde uzun vadede yaratabileceği olumsuzluklar
Diyabet (Şeker Hastalığı) Gelişme Riski:
Pko'lu hastalarda, diyabet hastalığı arttığı bilinmekte özellikle kilolu olanlarda bu risk daha yüksek olmakla beraber 40 yaşı üzerinde pko'lu kadınlarda yaklaşık %40 şeker hastalığı görülmektedir.
Kalp damar sorunları:
Pko kanda androjen hormonlarının yüksek oldugu bir durum ve bu yüksek seviyeler kan yağları üzerinde olumsuz etki yaratırlar pko 40 yaşı üzerindeki kadınlarda hipertansiyon gelişme riskini(inme, felç) kalp krizi gizi damarsal sorunları artırırlar.
Rahim kanseri gelişme riski:
Rahim kanserinin daha doğru deyimle rahim iç tabakası kanseri (endometrium kanseri) bilinen en önemli risk faktörleri arasında şişmanlık, şeker hastalığı, hipertansiyon ve çocuk doğurmamış olmak vardır. PKO bu sayılan tüm bu risk faktörlerinin nispeten sık görüldüğü bir durumdur.
Rahim kanseri gelişimine zemin hazırlayan en önemli etken ise rahim iç tabakasının uzun süreli tek başına östrojen hormonu hâkimiyetine maruz kalmış olmasıdır. Bu son durum yumurtlama olmaması nedeniyle progesteron hormonunun koruyucu etkilerinden maruz kalan PKO'lu kadınlarda oldukça ön plandadır.
Obezite ve PKO
Pko'da kısır döngüye girmiş bir kadında obezite de (şişmanlık) var olduğunda artmış yağ hücreleri içinde androjen hormonlar östrojen hormonuna daha çok çevrilecek, bu gereksiz östrojen hormonu artışı FSH hormonu salgısını bloke edecek, LH hormonu salgısını daha da artıracaktır.
Obezitenin yarattığı diğer bir sorun da SHBG adı verilen ve kanda androjen hormonu taşıyan proteinlerin seviyelerinin düşmesidir. Bu protein azaldığında kanda daha çok androjen hormon serbest kalacak ve PKO belirtileri artacaktır.
Pko’da Tüylenme (Hirsutism)
Kadında "erkek tipi kıl bölgeleri" olarak kabul edilen üst dudak üzeri, çene kemiği üzeri ve yanaklar, göğüs kafesi üzeri bölge ve göbek çevresi, kasık ile göbek arasındaki orta hat, bacakların iç yüzleri, sırt ve kalça gibi bölgelerde kıllanma oluşması durumunda "tüylenme" veya tıbbi adıyla Hirsutism söz konusudur.
Genetik özelliklere bağlı olarak bazı kadınlarda kollarda ve bacaklarda ince kalın ve koyu renkli kıllar olabilmekte ve bu durumlarda kadınlar muhtemel bir hormonal bozukluk endişesiyle doktora başvurabilmektedirler. Hipertrikozis olarak bilinen bu durum bazen yanlışlıkla PKO sanılabilmekte ve kadının gereksiz tıbbi tanı ve tedavi işlemlerine tabi tutulmasına neden olmaktadır. Bu tür durumlarda çoğu zaman gereksiz yere yapılan hormonal incelemeler normal sonuçlanmakta ve epilasyon ile kıl köklerinin alınması dışında kalan tedavi yöntemleri sonuç vermemektedir.
Pko’da en sık görülen tüylenme şekli, ergenlik döneminden itibaren başlayan ve uzun bir zaman dilimine yayılmış bir şekilde giderek şiddetlenen tüylenmedir. Özellikle yüz bölgesinde tüylenme PKO için kuvvetli bir göstergedir.
Tüylenme sorunu nedeniyle doktora başvuran kadınların %15-40'ında temel sorun PKO’ dur.
Yine PKO tanısı almış kadınların %80'inin tüylenme yakınması olduğu görülmektedir.
Yaşla birlikte vücut kıllarının (özellikle yüz bölgesinde) bazı kadınlarda artma eğiliminde olduğu bilinmektedir. Yine dudak üstü bıyık bölgesinde görülen hafif bir bıyık ve meme başında görülen tek tük kıllanma bölgeleri çoğu zaman kalıtsal olan durumlardır.
Pubis yani genital bölgede kıllanma ergenliğe geçişin ilk belirtisidir ve bu kıllanması erken (8 yaş öncesinde) başlayan kız çocuklarında ileride PKO gelişme olasılığı yüksek bulunmaktadır.
PKO kronik bir yumurtlama bozukluğu olduğundan üreyememe sorununu beraberinde getirir. Bu, ancak tedaviyle veya uzun denemeler sonunda gebe kalma şeklinde olabileceği gibi, bazı durumlarda gebeliğin düşükle sonuçlanması şeklinde de olabilmektedir. Gebe kalamama ve düşük yapma çok çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen karmaşık bir durumdur.
Gebe kalamama nedeniyle değerlendirilen çiftlerde PKO %40 gibi yüksek bir oranda saptanmaktadır.
Ciltte Akantoz Lekeleri
Acanthosis Nigricans (Akantoz) çok ciddi bir cilt belirtisidir ve genellikle insülin direncine, yani şeker hastalığı veya şeker hastalığı eğilimine işaret eder. Koltukaltlarında, boyunda, kasıklarda, dirseklerde, meme altlarında veya cildin herhangi bir bölgesinde görülen bu lekeler gri-kahve renkli olup, adeta o bölge kirliymiş ve silince veya keselenince leke kaybolacakmış izlenimi verir. Genellikle kilolu olan kadınlarda görülen ve aslında bir şeker hastalığı belirtisi olan bu durum özellikle diğer temel belirtilerin varlığında PKO'ya işaret edebilir.
Saç Dökülmesi Sorunu
PKO kanda erkeklik hormonu seviyesini artıran bir durumdur ve bazı kadınlarda "erkek tipi" saç dökülmesine, saç çizgisinin alından giderek yukarıya doğru çıkmasına neden olabilir. Nispeten ender görülen bir PKO belirtisidir.
PKO durumunda kanda artan erkeklik hormonları sivilcelenme sorununa neden olabilir. Çoğu durumda tüylenmeyle beraber olan bu sorun genellikle ergenlik döneminde kendini göstermeye başlar.
Yine yağlı cilt ve uzun süren ve başa çıkılması zor kepek sorunu özellikle dört ana belirtiden bir veya birkaçının varlığı durumunda PKO düşündürebilir.
Cilt sorunlarının şiddeti adet döngüsü boyunca değişme eğilimindedir ve adet kanamasının başlamasıyla kanda östrojen hormonunun düşmesi ve testosteron hormonu hâkimiyetinin artmasıyla cilt sorunlarının şiddetlenmesi sık görülen bir durumdur.
Birinci Derece Akrabalardan Birinde veya Birkaçında PKO Öyküsü Bulunması
PKO, genetik zeminde geliştiği düşünülen bir hastalıktır. Annede veya kız kardeşte tanısı konmuş PKO veya PKO düşündüren belirtilerin olması, PKO gelişme olasılığını artıran bir durumdur.
Nasıl Tanı Konur?
Saydığımız belirtilerin bir veya birkaçıyla başvuran kadınlarda yumurtalıkların tipik ultrasonografi görüntüsünün gözlenmesi PKO tanısı konması için yeterlidir.
Bazı kadınların yumurtalıkları ultrasonografide "Polikistik" izlenimi verebilmektedir. Hiçbir şikâyeti olmayan bir kadında yalnızca bu görüntüye bakarak PKO tanısı konmasına son yıllarda sık rastlanmaktadır. Görüntüleme yöntemleri tanı koymak için tek başına kullanılamazlar. Belirti olmaksızın hastalık tanısı konması doğru değildir.
Klinik ve ultrasonografi bulgularıyla PKO tanısı konmasını takiben olaya troid hormonlarının ve diğer hormonların katkısı olup olmadığını incelemek üzere bazı hormonal tetkikler istenmesi gerekebilir. Pko’da özellikle prolaktin hormonu yüksekliğine sık rastlanır.
Nasıl Tedavi Edilir?
PKO'nun ilaçla tedavisinde temel prensip yumurtlamanın yarıda kalmasını engellemek ve böylece yumurtalık dokusu içindeki kist sayısının artmasının önüne geçmektir. Bu amaçla çocuk arzusu olmayan bir kadında yumurtlamanın hiç başlamaması, çocuk arzusu olan bir kadında ise yumurtlamanın tamamlanmasına yönelik tedavi yapılır.
Yumurtalık dokusundaki kist sayısının artışı bu şekilde engellendiğinde önceden oluşmuş kistik yapılar bir süre sonra kendiliğinden yok olmaya ve böylece kistlerden salgılanan "erkeklik hormonu" miktarı giderek azalmaya başlar.
Kullanılan ilaçlar adet düzenini de sağladıklarından eksik olan progesteron hormonunun yaratabileceği olumsuzluklar giderilmiş olur.
Çocuk arzusu olmayan bir kadında tedavide genellikle doğum kontrol hapları tercih edilir. Bu ilaçlar yumurtlamayı en temel aşamasında, folikül gelişimi basamağında geçici olarak durduran ilaçlardır. İlaçların içinde bulunan progesteron hormonu rahim iç tabakasını kalınlaşmaktan korur ve adet kanamalarının düzenli olmasını sağlar.
Tıbbi nedenlerle doğum kontrol hapı kullanamayan veya kullanmak istemeyen kadınlarda adet düzeni belirli aralıklarla verilen progesteron hormonu sayesinde sağlanır.
Çocuk arzusu olan bir kadında yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlara başvurulur. Bu ilaçlar ağız yoluyla alınan tablet şeklinde ilaçlar olabileceği gibi, tedaviye yanıt alınamaması durumunda iğne şeklinde kullanılan daha güçlü, ancak yan etkileri daha fazla ilaçlara başvurulması gerekebilir.
PKO bir kısır döngü hastalığı olduğundan kısır döngünün daha farklı noktalardan kırılmasıyla tedavi yoluna gidilebilir:
* Kilo verilmesi yumurtlamanın kendiliğinden düzelmesini sağlayabileceği gibi, yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlara daha düşük dozlarda yanıt alınmasına katkıda bulunabilir.
* Büyümüş ve çok sayıda kist içeren yumurtalıklara laparoskopi yöntemiyle ulaşılarak yumurtalık dokusu içindeki kistlerin bir kısmının patlatılarak yok edilmesi kısır döngüyü kırarak hastalığın düzelmesine önemli katkılarda bulunabilir. Günümüzde bu yönteme ender de olsa başvurulmaktadır.
* PKO ile şeker hastalığı arasındaki yakın ilişki, tedavide son yıllarda kan şekerini düşürücü özelliğe sahip ve ağızdan alınan tablet şeklindeki ilaçların kullanılmasını gündeme getirmiştir. Bu tedavi dirençli PKO durumlarında faydalı olabilmektedir.
Sonuç olarak ;
Yumurtlama işlevinin aksaması,
Tüylenmede artış,
Adet gecikmeleri,
Kilo alma,
Sivilcelenme,
Gebe kalamama veya zor Gebe kalma gibi sorun yaşayan kadınlar PKO 'ludurlar.