|
Cinsellik ve Biz
CİNSİYET VE BEYİN
FONKSİYONLARI
Beyin yapısının ve fonksiyonlarının cinsiyete bağlı
değişiklikler gösterdiği, özellikle son yıllarda yoğun araştırmalara
konu olmuştur. Çünkü beyin morfolojisinde ve fizyolojisindeki bu
farklılıklar hem kadın-erkek davranışlarında önemli farklılıkları
meydana getirmekte, hem de özellikle psikiyatride pek çok
hastalıkların patogenezinde ve tedavisinde önemli role sahip
görünmektedir. Kadın erkek arasındaki bu morfolojik ve fizyolojik
farklılıkları aşağıdaki gruplar halinde özetlemek mümkündür.
Kadın ve Erkek Beynindeki Yapısal Farklılıklar
Kadın erkek arasında beyin ağırlığı yönünden farklılık olduğu
ve erkek beyninin kadınların beyninden ortalama % 9 daha fazla
volume sahip olduğu bilinmektedir. MRI ile sağlıklı kişilerde
yapılan araştırmada erkeklerin kadınlardan 91 ml. daha fazla beyin
volume ve 20 ml. daha fazla beyin omurilik sıvısı ihtiva ettikleri
gösterilmiştir. Fakat beyin ağırlığını vücut ağrılığına
oranladığımız zaman, kadın erkek arasındaki bu fark ortadan
kalkmaktadır. Erkekler de sağ korteks daha kalın ve interhemisferlik
asimetride daha belirgindir. Dişilerde ise nukleus kaudatus daha
büyük, diğer bir deyimle kaudat ve hipokampus bölgelerinin total
beyne oranı dişilerde daha fazladır.
Beyin morfolojisinin cinsiyetle ilişkisini şizofrenik
hastalarda araştıran Nopoulus ve ark. 40 kadın-40 erkek şizofrenik
hastada yaptıkları araştırmada; şizofrenik erkeklerin ventriküler
volümlerinin, normal erkeklerin ventriküler volümlerinden önemli
ölçüde geniş olduğunu tespit etmişlerdir. Fakat aynı bulgu,
şizofrenlik kadınlar ile aynı yaşta sağlıklı kadınlar
karşılaştırıldığı zaman bulunmamıştır. Kadın ve erkek beynindeki
farklı morfolojik değişiklikler, beyin yaşlanmasında ortaya
çıkmaktadır.
Gar ve ark. Yaşları 18-80 arasında değişen 69 sağlıklı kişide
MRI ile yaptıkları araştırmada, yaşla beyin volumunun negatif, beyin
omurlilik sıvısının pozitif korelasyon gösterdiği ve erkeklerdeki
yaşa bağlı beyin atrofisinin kadınlardan çok fazla olduğunu tespit
etmişlerdir. Aynı araştırmada beyin yaşlanmasının kadınlarda sağ ve
sol hemisferde simetrik geliştiği halde, erkeklerde yaşlanmanın
asimetrik olduğu ve en fazla atrofi olan bölgenin yaşlı erkeklerin
sol hemisferi olduğu vurgulanmıştır.
Bu gelişmelere bağlı olarak da, kadının yaşlılıktaki mental
fonsksiyonlarının erkeklerden daha az etkilendiği ve yaşlanmanın
erkeklerde sol hemisferik fonksiyonları daha fazla bozabileceği
gerçeği ortaya çıkmıştır. Agartz ve ark. nın yaptıklar MR
ölçümlerinde de, 60 yaşın üstündeki erkeklerin beyindeki lateral
ventriküler alanın kadınlardan daha geniş ve beyninin ise aynı yaş
kadınlardan daha atrofik olduğu gösterilmiştir.
Yaşlanan beyinde en büyük atrofinin frontal ve temporal
loplarda olduğunu gösteren araştırmada da, bu iki bölgedeki
atrofinin erkeklerde kadınlardan önemli ölçüde fazla olduğu
vurgulanmıştır. Sonuçta yapılan çok sayıdaki araştırmalarda
gösterildiği gibi, erkek beyni kadın beyninden daha hızlı
yaşlanmaktadır.
Cinsiyet ile korpus kallosum boyu arasındaki ilişkide çeşitli
araştırmalara konu olmuştur. Fakat bu konudaki araştırma
çelişkilidir. Bazı araştırmalarda korpus kallosum kalınlığı
erkeklerde daha fazla olduğu gösterildiği halde, bazı araştırmalarda
kadın erkek arasında önemli bir fark tespit edilememiştir. Elster ve
ark.'larının sağ elini kullanan sağlıklı 60 kadın ve 60 erkekte MR
ile yaptıkları araştırmada; korpus kallosumun anteroposterior
uzunluğunun erkeklerde, kadınlardan geniş olduğu ölçülmüştür.
Allen ve Gorski de yaptıkları araştırmalarda anterior
commissura ve massa intermedianın kadın ve erkekte farklılıklarını
100posmortem kadın ve erkek beyninde incelemişler ve kadınların
ortalama % 53 daha geniş massa intermedia ya sahip olduklarını
tespit etmişlerdir.
Beyin Metabolizması ve Cinsiyet
Beyin, organizmada metabolik aktif organlardan biridir.
Ağırlığı vücut ağırlığının % 2'si olmasına rağmen, bazal şartlarda
bir dakikada organizmanın kullandığı 25 ml 02'nin 50 ml'sini
kullanır. Dakikada beyne ortalama 800 ml kan gider ve 77 mg glikoz
bir dakikada kandan beyne geçer ve ATP'ye çevrilerek kullanılır.
Beynin glikojen deposu yok denecek kadar azdır. Onun için
hipoglisemiden en fazla etkilenen organların başında beyin gelir.
Erkek ve kadın beyninde metabolizma yönünden önemli farklılıklar
vardır (21).
Yapılan araştırmalarda beyin kan akımının, erkeklerden daha
fazla olduğu tespit edilmiştir. Mathew ve ark. 140 sağlıklı kişide
erkek ve kadın beyninde sağ hemisfer, sol hemisfer beyin kan
akımlarını ölçerek karşılaştırmışlar ve her iki hemisferde de
kadınların beyin kan akımı erkeklerin beyin kan akımından önemli
ölçüde yüksek olduğunu bulmuşlardır (p<0.001). Bu konuda 106
sağlıklı kişide yapılan araştırmada da, frontal sentral, temporal,
paryetal, oksipital kortekste beyin kan akımı ölçülerek, erkeklerin
aynı beyin bölgeleri ile karşılaştırılmaları yapılmış ve bütün beyin
bölgelerinde kadınların beyin kan akımının erkeklerden yüksek olduğu
ve en fazla farkın frontal kortekste olduğu tespit edilmiştir. Daha
sonra yapılan çok çeşitli araştırmalarda da, hem total hem de
bölgesel beyin kan akımı, kadınlarda erkeklerden yüksek olduğu
vurgulanmıştır. Neden kadınların beyin kan akımı erkeklerden
yüksektir? Bu gün bu sorunu cevabını tam olarak bilemiyoruz.
Araştırmacılar kadınların hematokrit değerinin erkeklerden daha
az olduğunu ve periferik direncin düşük olduğunu dolayısıyla,
kompansasyon için kadın beyin kan akımının fazla olduğunu ileri
sürmüşlerdir. Fakat hematokrit değerleri ve kan PCO2 değerleri
eşitlenen kadın ve erkek arasında aynı farkın devam etmesi, bu
hipotezi çürütmüştür. Diğer ileri sürülen bir görüş de, kadın
beyninin erkek beyninden % 9 daha küçük olması, dolayısıyla beyne
fazla kan giderek bu farkı kompanse etmeye çalışmasıdır. Fakat kadın
ve erkek beyninin vücut ağırlığına oranı arasında fark bulunmaması
bu görüşü de zayıflatmıştır. Burada çok ilginç olan nokta, 38
yaşında kadın ve erkeğin beyin kan akımları arasındaki farkın, 58
yaşındaki erkek ve kadın arasında da devam etmesidir. Diğer bir
deyimle yaşlanma ile kadın erkek arasındaki beyin kan akımı farkı
ortadan kalkmamaktadır.
Beyin kan akımının yanında, beyin glikoz kullanımı da kadın
beyninde erkek beyninden yüksektir Baxter ve arkadaşlarının, 7 erkek
7 kadın üzerinde beyin glikoz kullanımı ölçtükleri araştırmada;
kadının bütün beyninin glikoz kullanım hızının, erkekten % 19 daha
fazla olduğu gösterilmiştir. Araştırıcılara göre kadın beyninin
glikoz kullanım hızının erkekten fazla olması ostrojen hormonundan
kaynaklanmaktadır.
Mensturyal siklusa bağlı olarak yapılan ölçümlerde östrojen
hormonunun düzeyinin en yüksek olduğu dönemde, kadın beyninin glikoz
utilizasyonu en yüksektir. Kadın yaşlandığı zaman bu farkın ortadan
kalkması, bu hipotezi destekler görünmektedir. Beyin glikoz
kullanımının dişilerde fazla olduğu deneysel olarak da
gösterilmiştir. 14C-desoksiglikoz kullanılarak sıçanların östrus
siklusundaki günlerde ayrı ayrı beyin glikoz kullanımları ölçülmüş
ve östrus siklusunun her basamağında, dişi sıçan beyninin glikoz
kullanımı, erkek beyninden anlamlı şekilde yüksek çıkmıştır.
Cinsiyet ve Kan-Beyin Bariyeri
Beyin kapiller endotel hücreleri, periferik kapillerlerden
farklı olarak birbirlerine tight-junction denilen sıkı bağlantılarla
bağlanmış ve pinositotik aktivitede, yok denecek kadar azdır.
Devamlı bir bazal membran içeren bu endotel hücreleri, kan ile beyin
arasında özel bir bariyer oluştururlar. Kan beyin bariyeri
permeabilitesinin artması, vazojenik beyin ödemi gelişmesine neden
olduğu için, klinikte önemlidir. Fizyolojik koşullarda nöronların
homeostasisini sağlayan kan-beyin bariyeri hipertansiyon,
konvulziyon, iskemi gibi pek çok patolojik koşulda permeabilitesini
artırır (diğer bir deyimle, kan-beyin bariyeri yıkılır) ve
istenmeyen nöronal hasarlar ortaya çıkabilir. Alzheimer hastalığı,
şifrozen gibi pek çok psikiyatrik bozuklukların patogenezinde de
kan-beyin bariyerinin yıkılmasının önemli olduğu vurgulanmıştır.
Özellikle Alzheimer hastalığında nöron ölümünden ve nöritik plak
oluşumunun artmasından kan-beyin bariyerinin yıkılmasının önemli
olduğunu gösteren pek çok araştırma yapılmıştır.
Dişi ve erkekte kan-beyin bariyeri permeabilitesinin fizyolojik
koşullarda farklı olduğu, sıçanlarda yapılan araştırmalarla ortaya
koyulmuştur. Bu araştırmaya göre bazı sıçan türlerinde, bariyer
permeabilitesi dişilerde erkeklerden daha fazladır. Daha sonra Öztaş
ve ark.'larının yaptıkları araştırmalarda, bu farkın hipertansiyon,
kolvulziyon gibi patolojik koşullarda da olduğu deneysel olarak
gösterilmiştir.
Aynı doz bikukullin ile oluşturulan konvulziyonlarda dişilerde
daha fazla kan-beyin bariyeri yıkılmakta ve daha fazla vazojenik
ödem oluşmaktadır. Patolojik koşullarda erkeklerin kan-beyin
bariyeri permeabilitesi daha az yıkılmaktadır. Diğer deneysel
araştırmaların çoğunda olduğu gibi kan-beyin bariyeri konusundaki
araştırmalar da erkek deney hayvanlarında yapılmakta, dişideki
mensturyal siklusun deneyleri bozacağı görüşü buna neden olmaktadır.
Oysa dünya nüfusunun yarısı kadın, yarısı erkek ve mensturyal
siklusta fizyolojik bir olay olduğuna göre erkek deney
hayvanlarından elde edilen sonuçlara göre, dişileri yorumlamak pek
çok bilimsel hataya neden olabilir. Çünkü, kadın ve erkek beyni
kan-beyin bariyeri permeabilitesindeki farklılık gibi, pek çok
yönden erkekten farklıdır. Hem fizyolojik, hem de patolojik koşulda
kadın ve erkek beyninin farklı olması tedavi açısından da önemlidir.
ÇOCUĞA CİNSEL EĞİTİM İLE İLGİLİ BİLGİ VERME
Çoğumuz cinsiyet ve üreme konusunda, anne babalarımız
tarafından yeterince eğitilmemiş olmamızın acısını çekmişizdir. Bu
yanlış tutumu çocuklarımıza karşı sürdürmemiz yanlış ve gereksizdir.
Bizler için cinsellik ve üreme ile ilgili bilgi ne kadar önemli ise,
çocuklar açısından da o denli gereklidir. Küçük çocukların
cinsellikle ilgili soruları, cinsel duygular değil, üreme konusudur.
Genellikle çocuklar 2-3 yaşlarında en geç 4 yaşında soru sormaya
başlarlar. Bebekler nasıl olur?, Ben nereden geldim? bu soruları
gerçeklere dayanarak çocuğunuzun yaşını göz önüne alarak kısaca
yanıtlayın. Çocuğunuz cinsellik ile ilgili bilgileri sizden edinsin,
bilgileri aktaran siz olun ki cinsiyet ve üreme ile ilgili bilgileri
başkaları ile konuşması gerektiğini düşünmesin. Tartışmaktan
kaçınmayın kötü, yasak, diye düşünmesin.
Sorduğu soru ne olursa olsun (cinsellik üreme) her şeyi bir
çırpıda anlatmaya çalışmayın. Kısaca sadece sorulan soruyu doğru
yanıtlayın. Anne, babaların çoğu sorulan sorulan sorulara hayvanlar,
böcekleri örnek gösterirler. Ancak çocuk bundan tatmin olmaz. Onları
ilgilendiren gerçek olgulardır. Çocuğunuz size cinsellik ve üreme
ile ilgili sorduğu soru karşısında bu ne biçim bir soru edası ile
ona bakmayın. Suratınızı buruşturup telaşa kapılmayın doğal olun.
Çocuğunuzun sorduğu soruyu yanıtlamanın en iyi yolu belki de döl
yatağı içerisinde fetüsün ne şekilde geliştiğini gösteren resim ya
da kitaplardır. Hem meraklı gözler ile izleyecek hem de soruya yanıt
alacaktır. İleride doğru olarak yanıtladığınız bu bilgileri
hatırlayacak, doğru kullanacaktır. Çocuklar anne-babalarından
edindikleri bilgileri arkadaşları ile paylaşırlar, bunda da bir
sakınca yoktur. Ancak kendi cinsel yaşantınız ile ilgili bilgileri
vermeyin. Böyle bir soru sorduğunda bunun sizin için özel olduğunu,
paylaşmak istemediğinizi belirtin. Çocuğunuz sizi çıplak giyinirken,
görürse doğal olun sakınmayın anne'nin ya da baba'nın anatomik
yapısını gözlemler. Bunu özellikle yapmayın uzun süre çıplak
dolaşmayın. Çocuğunuz karmaşık duygular içinde kalabilir.
Çıplaklığınızın tahrik edici, cinsel yönden uyarıcı bir nitelikte
olmaması gerektiğini unutmayın.
KARŞI CİNSLE İLİŞKİ
Birleşme, karşı cinsel ilişkinin döllenmeyle sonuçlanan tek
biçimidir ve kültürümüzde, bu nedenle her şeyin üstünde
tutulmaktadır. Geçmişte kimi dinler tarafından gebelikle
sonuçlanmayan cinsel birleşmeler kabul görmüyordu ve bu konu
üzerinde çiftlere ağır bir baskı vardı.
CİNSEL EYLEM BAĞIMSIZ MI?
Bugün insana ait ne varsa toplumsallaşmış; yani düzenlenmiş,
bazı kurallarla sınırlanmış durumda. Yaşam zorunluluklarımızdan biri
olan cinsel dürtü de, değişen her toplum yapısında farklı
düzenlemelere tabi kalmakla birlikte, her zaman toplumsalın ilgi
alanı içinde olmuştur.
Zaman içinde, kadın erkeğin egemenliği altına girerken, cinsel
eylem de, üreme eyleminden ayrıklaşarak başlı başına düzenlenişe
sahip bir eylem haline geldi. Zamanın bir döneminde cinsel eylemin
nesnesi olmayan birçok organ, bugün neredeyse fetişize edilmiş
durumda. Sadece üreme eylemi olmaktan çıkışın göstergelerinden biri
de şüphesiz doğum kontrol yöntemleri. Yalnız burada bir noktayı,
önemli bir noktayı atlamamak gerekiyor: Cinsel eylem üreme eylemi
dışına çıkarken kadın ve erkek için aynı biçimi almadı, iki cins
için farklılaştı. erkeğin ve kadının farklılaşan cinsel rolleri ve
asıl olarak onunla belirlenen toplumsal rollerine uygun cinsel
davranışları gelişti. Kadının cinsel davranışına ilişkin veriler
artık tarihte görülemez oldu. Antik Yunan'da ve Roma'da erkek
çocukların belli bir yaşa gelinceye kadar, daha yaşlı yurttaş
erkeklerle beraber olduklarını, adeta onlar tarafından
"eğitildiğini" görüyoruz. ama kadınlara ilişkin anlatılanlar birkaç
sözden ibaret. Bu durum birçoklarının Roma ve Yunan eşcinselliği
diye bahsettiği şeydir. Ancak, bugün için "ahlaki sistemimiz" içinde
olumlu yer tutmayan eşcinselliğin, o zaman eşcinsellik diye bir
kavramla ifadelendirilmediği, durumun toplumun düzenlenişinde bir
olgu olduğu atlanmamalıdır.
Değişen toplum yapılarının incelenmesi sürdürüldüğünde cinsel
davranış ve cinsel rol konusundaki değişimleri de görmek
olanaklıdır. Ortaçağ Fransa'sında, ekonomik sistemin düzenlenişi,
mülke sahip olanlar arasında sadece büyük erkek çocuğun resmi
evlilik yapmasına izin veriyordu. Diğer erkek çocuklar ise gayri
resmi sayılan ilişkiler kurup, bunlardan çocuk sahibi
olabiliyorlardı. Daha sonradan, Fransa krallarının çoğunun
eşcinselliğinin, karıları olmak ve tahta varis bırakmak koşuluyla
kabullenildiği görülmektedir. "Eşcinselliğin" toplumsal örgüde
işlevsel bir yeri vardı, şüphesiz. Ama, bugün, aile yapısının
çekirdek aileye dönüşmesiyle, toplumsal kurgu bunun üzerinde
yükselirken, eşcinsellik, toplumdışı ve sapkınlık olarak
nitelendiriliyor.
Cinsel rol gibi, cinsel davranışın da mutlak olmadığını,
toplumsal yapı ve kültürel birikime göre değiştiğini, tüm biyolojik
temeline rağmen "öğrenildiğini" ve "öğretildiğini" anlatmaya
çalışırken, eşcinsellik üzerinden örnekleme yapılması, başkalarının
da olmadığı anlamına gelmemeli. Bugün "ensest" dediğimiz şey, "çocuk
seviciliği" dediğimiz şey; hepsi hepsi toplumsal düzenlenişe, zamana
göre anlam kazanmaktadır.
Gelelim bugüne... Zamanla değişen cinsel davranış
kalıplarından, güne uygun olanları, çocukluktan itibaren
öğretilmekte. Eğer, özel olarak öğretilmek istenen bir şey yoksa,
eylemin kendisinin fiziği dışında, bir sınırlama, zorlama olmaması
beklenir. Ancak, biliyoruz ki, homoseksüelliğin yanlış,
heteroseksüelliğin doğru; ensestin, çocuk seviciliğinin iğrenç,
bizim için tanımlı yaş, ırk, din ve cins’ten "birini" seçmenin iyi;
tek eşliliğin doğru, çok eşliliğin yanlış olduğu nasıl olduğunu hiç
bilmediğimiz bir şekilde öğretilmiştir. Bir gün gelip de, nasıl
bildiğimizi kendimize sorduğumuzda, bazı kavrayışlarımız olduğunu ve
bunların hep onaylanmış olanlar olduğunu görürüz. Üzerimizde özel
bir zorlama olmadığını düşünürüz. Ama, heteroseksüellik doğal, tek
eşlilik doğru olarak gösterildiğinde, geri kalanları yanlış, doğal
olmayan olarak varsayılmamış mıdır zaten?
Kadın ve Erkek Cinselliği
İnsanların bağımsız birer eyleyen olmayıp, yönlendirilebilir
olmalarını sağlayan araçlardan bir tanesi cinsel eylemin
sınırlarının çizilmesidir. Erkek ve kadın için ayrı ayrı tanımlanmış
cinsel rol ve davranışlar, erkeklerin kadınlar üzerindeki
egemenliğini sürdürecek/yeniden üretecek şekilde kurumlaşmıştır. Bu
kurumlaşmada kadın cinselliği, erkeğin talebine yanıt verecek
şekilde tanımlanmıştır. Bireyin kendi başına değil de, kendisinde
varolan ve bir gereksinimi karşılayan şeylerden ötürü toplumsal
olabildiği bugünkü durumda, kadın kendisini ortaya koyarak değil
(kendisi olabilme şansı, aynı zamanda bu nedenden de hiç
olmadığından) kendinde olanı, bedenini ortaya koyarak
toplumsallaşabilir. Kadın, tanımlanmış normlara göre "güzel" olduğu
ölçüde ya da anneliği aracılığıyla toplumsallaşabilmekte. Bunun
dışında kalan, kadınların cinsiyetleri bile tartışma konusu
olmaktadır.
Kadın ve erkek cinselliğinin farklı tanımlanışı, cinsel
rollerin, dolayısıyla toplumsal konumlanışın da farklı olması
anlamına geliyor. Cinsel davranışın tanımlanmış olan biçimlerindeki
en küçük farklılaşmanın bile küfürlerin ve alayların konusu olması
(kaldı ki kadın bedeni herşeyiyle küfür malzemesi) vurgunun cinsel
eylemin kendisinden çok, dışlama aracılığıyla dayatılan bir
toplumsal kurumlanışın reddedilişine olduğunu gösteriyor.
Cinsel eylemin sınırlanışının, eylemin kendisiyle değil de
toplumsal kurumlanışla belirlendiğinin çarpıcı örneklerini yine
Antik Yunan ve Roma'da bulmak olası: kurulabilecek cinsel ilişkiyi
belirleyen şey tarafların köle ya da yurttaş, kadın ya da erkek,
yetişkin ya da çocuk olmalarıdır. Burada anahtar sözcükler
"aktiflik" ve "pasiflik"tir. Yurttaş yetişkin erkek aktif olmalıdır;
onun pasifliği hiçbir şekilde hoş görülemez. Hele de aktif
lezbiyenlik yapan kadın aşağılıktır, öyle ya yetişkin yurttaş
erkeğin rolüne soyunmuştur. Ancak, yetişkin, yurttaş ve aktif
erkeğin de tanıması gereken bazı erkler vardı: karısı, köleleri ve
metresiyle ilişkiye girebilir fakat hayvanlarla, tanrılarla ve
ölülerle giremezdi. Yine de bir kölenin efendisinin içine girmesi
hoş karşılanmazdı. ("becermenin" iktidarı ve küfürlerdeki yansısı
burada gelişmeye başlamış olsa gerek)
Bir diğer önemli gösterge de, Atina yasalarında, bir oğlana ya
da kıza tecavüz edenler için konan cezaların aynı olması, tazminatın
toplumsal konuma göre değişmesidir.
80’lerde Türkiye’de kadın hareketi, kendisini ifadelendirmeye
çalıştığında, sosyalistlerin de içinde olduğu geniş bir kesim
tarafından, cinsel eylemin genel eylemden aşağı görülerek
ayrıklaştırılmış olmasından yararlanarak "bunlar cinsel özgürlük
istiyorlar" diye saldırıya uğramıştı. Erkeğin cinsel rolüne yönelik
tehditin motive ettiği bu saldırıların gerçeğinin farkına
varılmadığından "hayır..." diye başlayan bir dizi savunmayla ne
kadar "masumane" istekler dile getirildiği anlatılmaya çalışılmıştı.
Öyle ya, kadınların bildikleri (yaşadıkları değil) aslında sadece
gördükleri cinsel davranış erkeğinkiydi. Bu cinsel davranışın
özgürcesi de her önüne gelenle yatağa girmek olabilirdi! Böyle bir
kavrayışın, biraz daha derinleşerek, cinsel eylemin tene, aslında
tene de değil cinsel organlara indirgenmesine dayadığı görülebilir.
Kadın vajinası, bunun sonucunda, erkek için olduğu kadar, kadın için
de saplantı durumuna geldi. Tecavüze uğrayan kadınlar için fiziksel
acıdan çok, kişiliklerinin tümden yok edildiği duygusu ağırlıktadır.
Ama, fiziksel farklılıkları bir yana, erkeğin laf atmasıyla, tecavüz
etmesi arasında bir fark yok. Başka birçok durumda olduğu gibi, bu
iki durumda da kadınların onuru çiğneniyor, varlıkları yok
sayılıyor.
CİNSEL ÖZGÜRLÜK
Cinsel konular toplumumuzda, nedense, hep tabudur. Cinsellik
konusunda pek konuşulmaz. İrdelemeler yapılmaz. Herkes bir şeyleri,
üstünkörü de olsa, bilir, ama konuşmaz ve tabii ki gönül
rahatlığıyla yaşayamaz. Bunun nedeni, cinselliğin tabu olmasına
karşın, konu bireysel düzeye indirgendiğinde, özel yaşam temelinde
düşünüldüğünde, gerçekte 'özel' ve 'bireysel'in olmaması ve konunun
adeta 'kamu'nun ortak malı olarak görülmesinin sonucu da herkesin
herkese, bu konuda konuşma hakkını kendinde görmesidir.
Cinsellik ve cinsel yaşam kişiye özeldir ve kişilerin bunu
gönül rahatlığıyla yaşayabilmeleri gerekir. Özel yaşam, karışılamaz
bir özel alandır. Cinsel özgürlüğün ve cinsel yaşamın da bu alanda
önemli bir yeri vardır. Cinsel özgürlük dediğimizde, kadınlar
açısından düşünürsek, bekaret baskısı, birlikte yaşama, eşcinsellik
(homoseksüellik) ve biseksüelliğe karşı önyargı ve baskılar, flörte
karşı çıkılması gibi konular, hemen aklımıza gelebilecek, önemli
konular.
Bekaret baskısıyla biz kadınlar çok fazla sınırlanır ve hatta
bazen de deyim yerindeyse, boğuluruz. Yukarıda saydığımız toplumdaki
tabulardan biridir bekaret. 'Bekaret' yüzünden dağılan yuvalar,
işlenen namus cinayetleri, kavgaları toplumumuzda sık rastlanır
olaylardır. Ailenin namusu, ailedeki kadınların omuzlarına
yüklenmiştir. Buna ihanet ederse, cezası dayaktan başlayıp, ölüme
kadar varabilir. Toplum da böyle kadınlara 'kötü' gözüyle bakar ve
damgalar. Bu kadın, onların gözünde artık 'potansiyel' bir
'fahişe'dir.
Sevindiricidir ki, bu önyargılı çarpık tutum, toplumun
özellikle eğitim ve bilinç düzeyi yüksek kesimlerinde değişmeye ve
yok olmaya başlamıştır. Bu da yerindedir. Çünkü, gelişmeyle
birlikte, kişilerin özel yaşam haklarına duyulan ve gösterilen
saygının da artması beklenen bir durumdur.
Her ne kadar özel yaşam, kişisel ve cinsel olsa da, flört ve
birlikte yaşama, toplumda tam anlamıyla kabul görmemiş durumlardır.
Bireylerin, istedikleri kişilerle, istedikleri gibi yaşama istek ve
haklarına saygı duyulmaz. Oysa bireyler, başkalarının haklarını
çiğnememek koşuluyla, özgürlüklerini sonuna kadar kullanma hakkına
sahiptirler. Birlikte yaşamanın 'zina' olarak kabul edildiğini hemen
hepimiz biliriz. Ceza yasası taraflardan birinin evli olması
durumunda eylemi suç olarak nitelendirmiştir. Bu nedenden dolayı da,
böyle bir ithamla yakalanan kadın ve erkek cezayı hak ederler...
Ancak, her zaman olduğu gibi, yine kadının cezası daha fazladır.
Kadının zina suçunu işlemiş sayılması için, bir evde/yerde söz
konusu erkekle tek başına, 'uygunsuzluk' koşulu aranmaksızın
bulunmuş olması yeterli görülürken, erkeğin söz konusu kadınla, ayrı
bir ev tutarak birlikte yaşamış olmasının ispatlanması halinde bu
zina nedeni olmaktadır. Biz kadınlar yasalardaki bu haksız durumun
dışında, bir de toplumun damgalaması ile çifte ceza görürüz.
Erkekler ise, toplumun değerlerine göre, yine 'elinin kınasını
yakmıştır'. Bu durumdan gurur bile duyabilir.
Bu konuda yasalara bakışımız, varolan haksız düzenlemelerin
iyileştirilmesi yönünde istemde bulunmak şeklinde söz konusudur.
Ülkemiz nüfusunun yarısını oluşturan biz kadınlar, eğer gerçekten
istersek, yasalardaki eksiklik ve haksızlıkların giderilmesini
sağlayabiliriz...
Bu başlık altında ele alacağımız bir diğer konu da cinsel
tercihler konusunda toplumda varolan önyargı ve baskılardır. Bu
başlık altında eşcinsellik dediğimiz homoseksüellik ve her iki
cinsle de beraber olan için kullandığımız biseksüellik yer alıyor.
Eşcinsellik dendiğinde, bazı çevrelerden gelen tepkiler, bunun
sapıklık, hastalık, anormallik, doyumsuzluk olduğu yönündedir. Oysa,
kişinin kendi cinsinden biriyle beraber olmak istemesi, tamamen, o
kişinin cinsel seçimidir. Ayrıca, son yıllarda eşcinsellik konusunda
yapılan araştırmalar sonucunda, cinssel seçimler konusunda,
genlerden kaynaklanan etkilerin varlığı da savunulmaktadır.
Eşcinselliği, ister fiziksel nedenlerden kaynaklansın, isterse
kişinin özgür irade ve duyguları etkilesin, sonuçta birey, ne
istediği ve bunu nasıl yaşamak istediğine kendi karar verecektir.
Heteroseksüellik (bireyin tercihini karşı cinsten yana kullanması)
sanıldığı gibi 'normal' değil, yalnızca 'sık görülen' bir cinsel
tercihtir. Eşcinselliğin yanı sıra, biseksüellik (bireyin tercih
yapmadan her iki cinsle de birlikte olması) de kişinin cinsellik
yönünde bir seçimidir. Bu kişiler seçimlerini her iki cinsle de
birlikte olma yönünde yapmışlardır.
Eşcinsellik ve biseksüellik konularında karşılaşılan sorunlarda
başvurulabilecek herhangi bir koruyucu yasa bulunmamaktadır. Ancak,
bu konularda başvurabileceğimiz kadın hakları, insan hakları ve
demokrasi ile ilgili çalışmalar yapan kuruluşlar bu konuda bize
yardımcı olabilecek kuruluşlardır. Örnek olarak, Helsinki Yurttaşlar
Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Vakfı vb.
Kadın Organlarının Yapısı ve
İşleyişi
Kadın
üreme organları (genital organlar) dışta yer alanlar ve içte yer
alanlar olmak üzere ikiye ayrılır. İç genital organlar kadın
iskeletinde bacakların hemen üzerinde yer alan leğen kemikleri
ve bel kemiği tarafından oluşturulan kemik çatının (latince
pelvis) içinde koruma altına alınmışlardır.
Yandaki resimde kadın genital organları önden bakışta şematik
olarak görülmektedir.
Kemik Çatı
Kadın doğası gebe kalmaya, rahim içinde gelişmekte olan bebeği
büyütmeye ve nihayet olgunlaşmış bebeği dünyaya getirmeye göre
düzenlenmiştir. Bu görevleri yerine getirmek amacına yönelik
olarak kadının kemik çatısı erkeğin kemik çatısına göre belirgin
farklılıklar gösterir:
Yandaki
resimde solda alt alta yer alan iki resimde erkeğin kemik çatısı
üstten ve önden bakışta, sağda alt alta yer alan iki resimde ise
kadının kemik çatısı üstten ve önden bakışta görülmektedir.
Dikkatlice bakıldığında erkeğin üstten bakışta kemik çatı
açıklığının kalp şeklinde, kadının kemik çatı açıklığının ise
yuvarlak olduğu görülebilir. Bu farklılık erkeğin leğen
kemiklerinin yapısının daha çok ağır yük taşımaya yönelik,
kadının leğen kemiklerinin yapısının ise bebeğin başının doğum
esnasında leğen kemikleri tarafından oluşturulan doğum kanalına
girmesine yönelik yapılanmasından kaynaklanmaktadır.
Yine benzer bir şekilde önden bakışta erkeğin leğen kemikleri
alt açısı dar, kadının leğen kemikleri alt açısı bebeğin doğum
kanalından dışarıya rahatça çıkabilmesine olanak tanımak için
geniş açılı olarak yapılandırılmıştır.
Kadının kemik yapısının üzerinde yer alan kaslar ve bağlar
bebeğin doğum kanalından geçerek dış dünyaya çıkma sürecinde ona
mümkün olan en geniş alanı sağlamak amacına yönelik olarak
gevşemeye elverişli olarak yapılandırılmışlardır. Erkeklerin
leğen kemikleri daha çok yük taşımaya elverişli olacak şekilde
biçimlendirildiğinden kaslar ve bağlar çok fazla gevşeme
göstermezler. Kadınlarda bel ağrısının erkeklere göre daha sık
görülmesinin en muhtemel nedeni budur.
Dış Genital Organlar
Kadın dış genital organları vücudu örten cilt tabakasının bir
devamıdır ve kadın iç genital organlarına giriş kapısını,
bebeğin doğduğu "doğum kanalından" çıkış kapısını oluştururlar.
Dış genital organlara topluca vulva adı verilir.

Dış genital organların karşıdan bakıldığında
görüntüsü
Kadın dış genital bölgesinin genel
yapısı
Vulva, kadın dış genital bölgelerine karşıdan bakıldığında üstte
"çatıyı" oluşturan leğen kemiklerinin birbiriyle orta hatta
birleştiği bölgenin oluşturduğu kabarıklık olan pubis tepesi,
altta anüs ve yanlarda büyük (dış) dudaklar adı verilen
yapılarca sınırlanan bölgedir.
Pubis tepesi cilt ve altında yağ dokusu içerir, üzeri genital
kıllarla kaplıdır. Pubis tepesinin hemen altında klitoris
bulunur. Dış genital organların bir tabaka altında kadının doğum
yapmasında, idrar ve dışkı çıkışı gibi işlevleri istemli olarak
yürütmesinde önemli yeri olan kaslar bulunur. Bu kaslara topluca
pelvis tabanı kasları adı verilir.
Dış (büyük) dudaklar
Dölyolu (vajina) girişini sağlı sollu örten cilt kıvrımlarının
dışta yer alanlarıdır. Dış dudaklar önde genital kılların olduğu
pubis tepesinde, arkada ise anüsün hemen üstünde birleşirler.
Üzerleri genital kıllarla kaplıdır ve cilt altında yağdokusu
içerirler.
İç (küçük) dudaklar
Sağlı sollu dış dudakların iç yüzlerinde yer alan, klitorisin
üst kısmından vajina girişinin altına uzanan kıvrımlı
yapılardır. İdrar deliği ve vajina girişinin etrafını sararlar.
İç dudaklar normal şartlarda bacaklar kapalıyken görünmezken
bazı kadınlarda dış dudaklardan daha geniş olduklarından dışarı
taşabilirler. Kılla kaplı değildirler ve ciltaltı yağdokusu
içermezler.
Vajina girişi
İç dudakların devamında yer alan ve kızlık zarına kadar devam
eden 1-2 santimetrelik bir kısımdır. Kızlık zarı yırtıldıktan
sonra vajinayla birleşir.
Kızlık zarı
Latince'de hymen ("himen" okunur) olarak adlandırılan bu yapı,
ince olmasına karşın nispeten esnektir ve ortasında bir veya
daha fazla sayıda delik içerir. Her kadında farklı yapıya sahip
olmasına karşın, genellikle ilk ilişki esnasında hafif bir
kanamayla yırtılır ve böylece vajina girişiyle vajinanın
birleşmesini sağlar.
Kızlık zarının kadın genital organlarını enfeksiyondan koruduğu
söylense de, ortasında adet kanamasının akmasını sağlayacak
deliği veya delikleri olan bu yapının bakterilerin geçişini
nasıl engellediği açıklanamadığından, bu işlevi tartışmalıdır.
Klitoris
Klitoris
hemen pubis tepesi altında yer alan bir yapıdır ve üstte ve
yanlarda iç dudaklarla çevrilidir. Klitorisin hemen alt kısmında
idrar deliği, idrar deliğinin altında ise vajina girişi bulunur.
Klitorisin dıştan görünen düğme şeklindeki parçasının yanında
vulvanın içine tümüyle gömülü şekilde yanlara doğru uzanan iki
kolu vardır ve bu haliyle klitoris gerçekte Y şeklinde bir
yapıdır. Klitoris cinsel ilişki esnasında aynen erkeğin penisi
gibi sertleşebilme özelliğine sahiptir. Kan damarlarından
oldukça zengin bu yapı kadın orgazmında önemli görevler
üstlenir.
İdrar Deliği (uretra ağzı)
Klitorisin hemen altında, iç dudakların önde birleştiği yerde
bulunan ve idrarın dışarı boşaltılmasını sağlayan idrar deliği
aşağıda anlatılacak olan uretra adlı yapının son kısmını
oluşturur.
Perine
Perine dış dudakların arkada birleştiği yerle anüs arasında yer
alan bölgedir. Ciltle kaplı olan bölge ciltaltında idrar ve
dışkı işlevlerinin kontrolünü sağlayan kasları barındırır. Bu
kaslar doğum eylemi esnasında mümkün olduğunca gevşeyerek
bebeğin başının doğmasına izin verirler.
Doğum eyleminin son aşamasına gelindiğinde bebeğin doğumunu
kolaylaştırmak amacıyla perineye yapılan kesiye epizyotomi
(doğum kesisi) adı verilir. Bu kesinin amacı bebek doğarken bu
bölgenin yırtılmasını ve altta bulunan perine kaslarının zarar
görmesini engellemektir.
Vulvada bulunan salgı bezleri
Dış genital bölgenin kurumasını önlemek ve cinsel ilişkide
gerekli kayganlaşmayı sağlamak işlevini yürüten birkaç adet
salgı bezi vardır. Bunlar arasında en önemlileri idrar çıkış
deliğinin yanlarında yer alan Skene bezleri ve vajina girişinin
yakınında sağlı sollu yer alan Bartholin ("bartolin" okunur)
bezleridir.
Makat (anüs)
Makat kalın bağırsağın son kısmıdır ve depolanan dışkının dışa
atılmasını sağlar.
Bu yapının vajinaya ne kadar yakın olduğuna dikkat edin. Bu
anatomik yakınlık nedeniyle kalın bağırsaktan dışkılama
esnasında gelen bakteriler vajinayla yakın temasta olurlar ve
enfeksiyon tehlikesi oluştururlar.
Kadınların tuvalet sonrası temizlikte dikkat etmeleri gereken
çok önemli bir kural vardır:
Temizlik arkadan öne (anüsten vajinaya) doğru değil, önden
arkaya doğru yapılmalıdır. Zira arkadan öne temizlik kalın
bağırsak bakterilerinin vajinaya ve buradan da uretra ağzına
bulaşmasına ve bu bölgelerde sık sık enfeksiyonlar yaşanmasına
neden olabilir.
Kızınıza tuvalet eğitimi verirken de bu kuralı öğretmeyi ihmal
etmeyin.
İç genital organlar
İç
genital organlar penisi içine kabul eden vajinayla başlar, rahim
içine giriş kapısı olan ve aynı zamanda sperm için bir depo
görevi üstlenen rahim ağzıyla, bebeğin büyüyerek geliştiği ve
gebe olunmayan dönemlerde adet kanamasının oluştuğu rahim ile
devam eder, buradan sağlı sollu rahimin her iki yanında boynuz
gibi yer alan Fallop tüplerine uzanır ve her bir Fallop tüpü,
uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder.
Vajina
Vajina, vajina girişiyle başlayan ve uç kısmında rahim ağzının
yer aldığı boru şeklinde ve yaklaşık 10 santimetre uzunluğunda
bir yapıdır. Vajina girişinde bulunan salgı bezleri ilişki
esnasında vajina girişi ve vajinanın kayganlaşmasını sağlar.
Normalde ön-arka duvarları birbiri üzerine katlanmış olarak
duran bu yapı, doğum eyleminde doğum kanalının yumuşak kısmının
yapısında yer alır ve bebeğin başının geçmesine müsaade edecek
kadar esner.
Uretra
İdrarın depolandığı mesanenin devamında yer alan bu boru
şeklindeki yapı idrar boşaltım sisteminin son basamağını teşkil
eder.
Uretra kadında erkekten çok daha kısadır. Bu kısalık ve genital
sistemin vajina ve anüse yakınlığı, kadınlarda idrar yolu
enfeksiyonlarının daha sık yaşanmasına neden olur. Yine ilk
cinsel deneyimlerini yaşayan kadınlarda ilişkinin verdiği
"tahriş", ilişki sonrasında sık idrara çıkma, idrarı zor yapma,
idrarı boşaltamamış olma hissinin yaşanmasına neden olabilir.
Rahimağzı
Rahimağzı
spermler için rahim içine giriş ve doğumda bebek için rahimden
çıkış kapısıdır. Vajinanın devamında yer alır. Rahimağzı
kanalında yer alan salgı bezleri gebeliğe elverişli günlerde
spermlerin geçişini kolaylaştıran, gebeliğe elverişli olmayan
günlerde bu geçişi zorlaştıran salgılar üretir. Rahimağzı
salgıları ayrıca vajinadan rahim içine bakterilerin girişini
engeller. Normal şartlarda sert bir koni biçiminde ve birkaç
milimetre açıklığında olan bu yapı doğum eylemi esnasında
yumuşar, incelir (bu incelmeye "silinme" denir) ve yaklaşık 10
santimetre açılarak bebeğin çıkmasına izin verir.
Rahim
Rahim
(uterus), ucunda rahimağzı bulunan, yanlarda da boynuz şeklinde
Fallop tüpleri yer alan, kasılma yeteneği güçlü kaslardan oluşan
armut şeklinde bir yapıdır. Rahim içindeki boşlukta rahim iç
tabakası (endometrium) yer alır. Rahim gebe olunmayan dönemde
mandalina büyüklüğünde sert bir yapıdır ve ağırlığı yaklaşık 60
gramdır. Gebelikte rahim yaklaşık 3 kilogramlık bir bebeği
içinde taşıyacak şekilde büyür ve doğum eylemi başladığında
güçlü kaslarının kasılmasıyla, rahimağzının da gevşeyerek
açılmasıyla bebeğin doğması sağlanır. Rahimin bilinen tek işlevi
doğmamış bebeğin gelişmesini sağlayacak ortamı oluşturmak,
bebeği dıştan gelebilecek darbelerden korumak (bu işlevi amniyos
sıvısıyla elele yürütür) ve doğum eyleminde kasılarak bebeği dış
dünyaya çıkarmak için anne adayının ıkınmalarıyla birlikte
gerekli itici gücü oluşturmaktır. Menopoza giren bir kadında
rahimin görevi de tamamlanmıştır ve boyutları giderek ufalır.
Rahim boşluğu ve rahim iç tabakası (endometrium)
|
 |
Rahimin içinde yer alan boşluk rahim
iç tabakasıyla kaplanmış durumdadır. Döllenmiş yumurta
hücresi Fallop tüplerinden geçerek endometriuma
ulaştığında burada en "verimli" bulduğu bölgeye yerleşir
ve çoğalmaya ve gelişmeye başlar. |
 |
|
Rahim iç tabakası her adet döngüsünde
yenilenir ve gebelik oluştuğunda embriyo rahim
boşluğunda gelişimini sürdürür. Gebelik
gerçekleşmediğinde bu tabaka yeniden oluşturulmak üzere
rahimağzı yoluyla vajinaya, buradan da dış ortama
atılır. Kanamayla beraber olan bu sürece adet kanaması
adı verilir. |
Hücresel farklılıklar
Rahim
iç tabakası, rahimağzı kanalı ve vajina yakın komşulukta
olmalarına rağmen mikroskopik özellikleri belirgin olarak
birbirinden farklı yapılardır.
Rahim iç tabakası ve rahimağzı kanalı hücreleri daha çok salgı
yapıcı özellikler taşırlarken, vajina hücreleri daha çok
sağlamlık ve travmalara dayanıklılık açısından gelişmiş ve
Erkeğin Cinsel Yapısı ve İşlevi
Dıştan
bakıldığında, erkek cinsel organları; penis ve er bezlerinden
(testisler) ibarettir. Er bezleri, skrotum dediğimiz torba
şeklinde bir deri ile sarılı olarak penisin iki yanında
sallanırlar. Büyüklük ve biçimleri farklı olabilir, biri daha
aşağıda veya daha küçük olabilir. Er bezleri, erkeklik
hormonlarının ve spermlerin yani erkek üreme hücrelerinin
yapıldığı yerdir. Her er bezinde üretilen sperm hücreleri,
epididim dediğimiz bir demet oluşturur, birer sperm kanalı (vas
deferens) ile prostat bezine gelir, burada sperm hücreleri meni
keseleri (vesiküla seminalis) ve prostat bezinde üretilen meni
denilen yardımcı sıvılarla karışarak boşalma kanalları ile
penise iletilir. Penis, baş, gövde ve taban bölümlerinden oluşan
kemiksiz bir organdır. Dışını çevreleyen deri, ince, duyarlı ve
esnektir. Bu gevşek deri dokusuyla kaplı penisin büyük kısmı,
süngersi doku ve kan damarları şebekesinden oluşur. Cinsel
uyarılma sırasında, bu damarların kanla dolması sonucu penis
büyür ve sertleşir. Şekilde de görüldüğü gibi, penisin içinde
uzanan üretra; hem idrar hem de üreme yollarının boşaltım
kanalıdır. Bu kanal penis başından ufak bir delikle dışarı
açılır. Erkek cinsel istek duyduğunda, bedensel veya psikolojik
bir engel yoksa, düzenli fizyolojik olaylar halinde cinsel yanıt
oluşur. Cinsel uyarılma sırasında, bedensel değişiklikler olur;
kan dolaşımı hızlanır, kalp atımı ve kan basıncı yükselir,
solunum hızlanır, kas gerginliği artar. Cinsel organların duruşu
değişir, penis içindeki damarlar kanla dolar, penis büyür ve
sertleşir. Cinsel etkinlik süreci boyunca, cinsel istek azalmasa
da, sertleşme zaman zaman azalabilir, kaybolabilir, cinsel
uyarılma devam ederse penis yeniden sertleşir. Bu sırada erkek
sertleşme kaybından kaygılanırsa, cinsel istek ve uyarılma devam
etmesine rağmen, psikolojik engel nedeniyle sertleşme yeniden
oluşmayabilir. Her erkek, zaman zaman geçici sertleşme
zorlukları yaşar. Çoğu erkek bundan kaygı duymaz ve herhangi bir
sorun oluşmaz. Bazı erkeklerde ise, sertleşmenin olup olmaması,
sürüp sürmemesi konusunda kalıcı bir kaygı oluşur, böylece
sertleşme bozuklukları gelişir.
Uyarılmanın en yüksek noktasında orgazm ortaya çıkar. Erkek
orgazmı, iç ve dış cinsel organlardaki kasların ritmik
kasılmaları ile oluşur, bu sırada penisten spermleri taşıyan
meni fışkırır ve buna zevkli duyumlar eşlik eder. Orgazmdan
sonraki çözülme aşamasında, bedensel işlevler ve cinsel
organlar, uyarılma öncesi durumlarına dönerler. Erkekler
boşaldıktan hemen sonra, cinsel ilgilerini kaybederler, cinsel
yanıt veremeyecekleri fizyolojik bir dönem vardır. Bu yanıtsız
dönemde, cinsel istek duymazlar, cinsel olarak uyarılamazlar,
hatta uyarılmak istemezler, penis yeniden sertleşemez. Bu
tamamen normal, fizyolojik bir durumdur. Bu yanıtsız dönem,
birkaç dakika veya saatlerce sürebilir. Erkekten erkeğe, aynı
erkek için günden güne değişiklik gösterebilir. Erkeğin yaşı
ilerledikçe, yanıt veremeyeceği süre uzayacaktır.
Erkek cinsel işlevinin iki temel bölümü vardır: Penisin
sertleştiği cinsel uyarılma ve meninin boşaldığı orgazm. Bu iki
bölüm, sinir sisteminin farklı bölümlerince yönetilir. Bu yüzden
de bedensel veya psikolojik nedenlerle bir bölümü ilgilendiren
aksaklıklar ortaya çıktığında, diğer bölüm sağlam kalabilir.
Kadında Orgazm
Cinsel uyarılma ve takip eden orgazm, Masters ve
Johnson'un 1966'da gönüllü bireylerde yaptıkları orijinal çalışmada
hem erkekler, hem de kadınlarda ayrıntılı olarak incelenmiştir ve
dahası, bu orijinal çalışmayı günümüze kadar daha ayrıntılı olan bir
çalışma takip etmemiştir. Cinsel uyarılma ve orgazm ile ilgili
bilgilerimizin tümüne yakınını bu iki bilim adamının çalışmasından
edindiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz.
Orgazm nedir?
Orgazm olgusunu tarif etmek zordur. Orgazm, çeşitli cinsel
uyaranlarla beynin uyarılması ile başlayan ve uyaranların etkisiyle
kişide hem bedensel hem de ruhsal olarak algılanan bir "histir".
Orgazm oluşumu için en önemli uyaran dokunsal olanlar olmasına
karşın (cinsel ilişki ve kendi kendini tatmin dokunsal uyaran
türleridir) sadece görsel veya işitsel uyaranlarla orgazm olunması
da özellikle kadınlarda imkan dahilindedir.
Orgazmın işlevi nedir?
Orgazm oluşumu için cinsel uyaranlarla cinsel birleşmeye
hazırlanan beden ve ruh ikilisi, kendi kendini tatminle veya cinsel
ilişkiyle kişinin haz almasını sağlamaktadır.
Erkekte orgazm sperm kanallarının açılarak spermin dışarı
boşalmasını sağlar ve bu nedenle orgazm erkeğin üreme işlevlerinin
çok önemli bir parçasını oluşturur.
Bilimsel olarak gebelik oluşması için kadının orgazm olmasının
şart olduğu şeklinde bir bilgi yer almamakla beraber son veriler
orgazm esnasında oluşan rahim kasılmalarının spermlerin Fallop
tüplerine daha kolay geçtiğini göstermektedir.
Orgazma giden yolda kadın cinselliğinin evreleri
Masters ve Johnson yaptıkları çalışmalarda kadında cinsel
uyarılmayla başlayan ve orgazm ile sonuçlanan sürecin dört ayrı
evreye bölünebileceğini saptamışlardır. Gerek normal cinsel
işlevlerin anlaşılması, gerekse cinsel işlev bozukluklarının
sınırlarının çizilebilmesi açısından bu evreleme kendini tanımak
isteyen bir kadının olduğu kadar, konuyla ilgilenen diğer kişilerin
de faydalanabileceği net bilgiler içermektedir.
Bu evrelemeye göre kadın cinsel ilişki esnasında aşağıdaki
evrelerden geçer
-
Uyarılma Evresi
-
Plato Evresi
-
Orgazm Evresi
-
Çözülme Evresi
Bu evreler kadında ve erkekte oldukça
benzerdir. Her bir evrenin devam etme süresi kadından kadına
bariz değişiklikler gösterebilir ve birbirini ardı ardına takip
eden bu evrelerden biri yaşanmadan diğerine geçiş olamayacağı
kabul edilir.
Bu
evre cinsellik dürtüsünün kişide cinselliği yaşama ihtiyacı
ortaya çıkarmasıyla başlar. Kişide hayali veya gerçek uyaranlar
cinsellik arzusunu ortaya çıkarmıştır. Kadın fiziksel (partneri
veya kendisi tarafından direkt uyarılma) veya psikolojik
(görsel, düşsel ve benzeri uyaranlarla uyarılma) olarak
uyarıldığında ortaya çıkan cinsellik yaşama arzusuyla başlayan
evredir.
Cinsellik arzusu ortaya çıktığında eğer bu arzu engellenmezse
tüm bedende cinselliğe hazırlık için değişiklikler başlar.
Kadının vajinal salgıları cinsel uyaranın başlamasıyla saniyeler
içinde belirgin olarak artar, vajina girişindeki Bartholin salgı
bezleri faaliyete geçer. Klitoris ve dudaklarda büyüme ve şişme,
göğüs bölgesinde ve memelerde kızarma meydana gelir. Vajina uzar
ve genişler, dış dudaklar birbirinden uzaklaşır, rahim yükselir.
Genital sistemdeki bu değişikliklerin genel amacı kadının
bedensel olarak cinsel ilişkiye hazırlanmasını sağlamaktır.
Kadında bu evrede kalp atışları hızlanır ve solunum sayısı
artar, kan basıncı yükselir. Vücuttaki kas grupları kasılmaya
başlar. Memeler ve meme uçları da büyüyerek daha belirgin hale
gelir. Bazı kadınlarda yüzde, boyunda ve göğüste kızarmalar
meydana gelir.
Erkekte uyarılma evresi penisin ereksiyonu (sertleşmesi)
şeklinde gerçekleşir.
Uyarılma evresinin temel amacı kadının bedensel olarak cinsel
ilişkiye hazırlanmasını sağlamaktır. Genital bölgedeki bu
değişikliklerin tümü bölgede kan akımının belirgin bir şekilde
artması sonucunda ortaya çıkar.

Bu evrede cinsel gerginlik ve erotik duygular yoğunlaşır. Cilt
değişiklikleri daha belirgin hale gelir, memeler ve meme uçları
daha fazla dikleşir. Dudaklar da daha çok şişerek koyu kırmızı
bir renk alırlar. Vajinanın alt 1/3'lük kısmı şişip kalınlaşarak
"orgazmik platform" adlı yapıyı meydana getirir. Rahim tümüyle
yukarı çıkmıştır. Vajinanın üst kısmında genişleme ve uzama
meydana gelir
Yeterli uyaran olduğunda bu dönem orgazmla son bulur.
Erkekte plato evresinde penisten berrak ve kaygan bir sıvı
gelir. Bu sıvının içinde az sayıda canlı sperm
bulunabileceğinden kadının erkek boşalmadan bile ("geri çekme"
yönteminde olduğun gibi) gebe kalması imkan dahilindedir.
Plato evresi cinsel ilişkinin en aktif dönemlerinden biridir ve
uyarılmayla başlayan cinsellik dürtüsü ve takip eden cinsellik
dışavurumu (kendi kendini tatmin veya cinsel ilişki) bu evrenin
sonunda orgazmla sonuçlanır.
Plato evresinin dıştan gözlenebilen en önemli özelliği orgazm
evresine yaklaşıldıkça bir önceki evrede büyümüş olan klitorisin
küçülme eğilimi göstermesidir. Plato evresinin sonlarına
gelindiğinde klitoris orijinal boyutunun yarısına kadar
küçülebilir. Bu küçülme, orgazmın yaklaştığını gösteren önemli
bulgulardan biridir. Bu evrenin süresi kadından kadına, hatta
bazen aynı kadında bir cinsel eylemden diğerine belirgin
değişiklikler gösterebilir.

Orgazm evresi, önceki evrelerde "artmış olan gerginliğin
boşaltılması" şeklinde tarif edilebilir. Orgazm esnasında
vajina, perine, anüs ve orgazmik platformda yer alan kaslardan
kaslarda istemsiz ve şiddetli kasılmalar ortaya çıkar. Bu
kasılmalar ortalama 0.8'er saniyelik aralıklarla ortaya çıkarlar
ve toplam dört saniye kadar kısa sürebilecekleri gibi, 15 saniye
kadar uzun da sürebilirler. Kasılmalara vajinanın daha da
genişleyerek boyunun uzaması eşlik eder ve nihayet rahimde de
kasılmalar ortaya çıkar. Rahim kasılmaları bazı kadınlar
tarafından belirgin şekilde hissedilirler.
Yukarıda bahsedilen kasılmalar kadının orgazm hissi yaşamasını
sağlar.
Orgazm oluştuğunda cilt kızarıklığı en üst seviyeye ulaşır.
Kadının yüz kasları da kasılır ve acı çekiyormuş gibi bir
görünüm arz edebilir.
Orgazm esnasında kadın vücudu adeta "kaskatı kesilir". Kalp
hızı, solunum hızı ve kan basıncı yüksek seyretmeye devam
ederler. Kadınların çoğu bu aşamada bel bölgesinde,
"beyinlerinde" ve genital bölgelerinde değişik bir karıncalanma
hissinden bahsetmişlerdir.
-
Refrakter peryod
Orgazm sonrası erkeklerde oluşan refrakter periyod (cinsel
uyaranlara kayıtsız kalınan, yani yeni bir cinsel ilişkiye
başlamanın mümkün olmadığı dönem) genç erkeklerde bir kaç
dakika sürerken, daha ileri yaşlarda birkaç saate kadar
çıkabilir. Bu süre bireyler arası belirgin farklılıklar
gösterebilir.
Kadınlarda genellikle refrakter peryod yoktur veya çok
kısadır ve kadınlar ardı ardına defalarca orgazm
olabilirler.
Kadınların yalızca az kısmı vajinal yolla
orgazm olabilir. Birçok kadında, orgazma ulaşmak için direkt
klitoris uyarısı gereklidir.

Orgazmla birlikte uyarılma evresinde biriken tüm gerginlik
kaybolur. Kişi beyinden orgazm esnasında salgılanan
endorfinlerin ("mutluluk hormonları") etkisiyle gevşer ve
kendini iyi hisseder. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan
değişikliklerin tümü "çözülerek" geri döner. Tüm bu geri dönüş
süreci 5-10 dakika sürer. Çözülme evresinde tüm değişiklikler
geri döner. Kadınların çoğunda orgazm sonrası klitoris ve meme
uçları hassaslaşır ve ağrıya duyarlı hale gelir
Orgazm Olamama
Kadınlarda orgazm çoğunlukla direkt klitoris
uyarısıyla oluşmaktadır. Bu konuda yapılan kısıtlı sayıda çalışma
direkt klitoral uyarı olmadan orgazm olabilen kadınların oranının
ancak %30 olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kadında orgazm olamama
durumunu öncelikle "hiç orgazm olamama" ve "cinsel ilişkide orgazm
olamama" şeklinde ayırmak gerekir.
Orgazm olamayan bir kadın ilişki esnasında kendini orgazm
takliti yapmak zorunda hissedebilir. Bunu yapmasının nedeni eşine
onun "yetersiz" olduğu duygusunu yaşatmamak ve öte yandan da yine
eşinde kendisinin "yetersiz olduğunu" kanısını uyandırmayı
engellemektir. Bu tür bir uygulama problemin daha da karmaşık hale
gelmesine neden olur, zira orgazm olamayan bir kadın için eşinin
yapacağı etkili bazı değişiklikler sözkonusuyken, böyle bir durumda
bunlar gündeme gelmez ve erkek "herşeyin normal gittiğini" düşünmeye
devam ederek bir değişiklik yapma gereği duymaz.
Kadının orgazm olmasının sağlanması için ilişkide ne tür
değişiklikler yapılabilir?
Öncelikle şunun vurgulanması gerekir. İlişkide aynı anda orgazm
olunması diye bir gereklilik yoktur. Esas olan fizyolojik ve
anatomik gerçekler nedeniyle kadının ya eşiyle beraber ya da eşinden
önce orgazm olmasıdır. Erkek orgazm olduğu andan itibaren refrakter
periyod adı verdiğimiz döneme girer. Bu dönemde ereksiyon
etkinliğini kaybetmeye başlar ve belli bir süre erkeğin yeni bir
ilişkiye fizyolojik ve ruhsal olarak hazır olması belli bir süre
gerektirir. Bu süre erkekten erkeğe değişmekle beraber birkaç
dakikadan birkaç saate kadar uzayabilir. Arka arkaya bulunulan
ilişki sayısı arttıkça refrakter periyodun süresi de uzar. Bu
erkeklerin bir gerçeğidir. Kadınlarda ise bu refrakter periyod ya
çok kısadır ya da yoktur. Kadınlar arka arkaya defalarca orgazm
olabilirler ve hatta aynı ilişki içerisinde bile çok sayıda orgazm
olabilirler.
Buradan çıkan sonuç, erkeğin kadının orgazm olabilmesi için
gerekli koşulları sağlamak için çaba göstermesi gerektiğidir.
Kadının orgazmı yaşayabilmesi için çiftlere düşen
görevler
-
Erkeğin kendisinin orgazma ulaşmak için
geçen süreyi mümkün olduğunca uzatması: erkekler çok kısa
sürelerde orgazm olabilirlerken kadınlar için orgazm
olabilme süresi çok daha uzundur. Bu süre bir yandan kadının
ilişkiye ruhsal ve fiziksel olarak ne kadar hazır olduğuyla,
öte yandan ilişkide kadının duyarlı bölgelerinin ne kadar
uyarıldığıyla ilgilidir.
-
Çoğu kadında orgazm için direkt klitoris
uyarısı gerekir. Her kadının anatomik yapısı farklı
olduğundan çiftlerin, kadının klitoral olarak en iyi
uyarılabildiği ilişki pozisyonunu seçmeleri gerekir.
Klitorisin en iyi uyarıldığı ve çiftin yüz yüze bakması
nedeniyle emosyonel özellikleri en güçlü pozisyon erkeğin
üstte olduğu, en az uyarıldığı ve yüzyüze bakılmaması
nedeniyle duygusal temasın en az olduğu pozisyon ise kadının
arkasını döndüğü ve erkeğin arkada olduğu pozisyondur. Ancak
bu her kadın için geçerli olmayabilir. Bu yüzden kadın eşine
en çok hangi pozisyonda uyarıldığını hissettirmeli ya da
direkt söylemelidir.
-
"Önsevişme döneminin" uzun tutulması:
kadınlar için "ön sevişme dönemi" çok önemlidir. Kadınların
ilişkiye hazır olmaları erkeklerdeki kadar kolay değildir.
Yeterince hazır olunmadan ilişkiye başlandığında genital
bölgenin gevşemesi ve kayganlaşması yetersiz olduğundan
ilişki kadın için tatsız bir deneyime dönüşebilmekte ve
doğal olarak böyle bir ilişkide orgazm söz konusu bile
olmamaktadır. Kadın hazır olduğu mesajını eşine verebilmeli,
erkek de bu mesajı alabilmelidir.
Burada unutulmaması gereken diğer bir önemli nokta ise ön
sevişme döneminin gereğinden fazla uzun tutulmasının da hem
erkeğin hem de kadının orgazm olma süresini ve orgazm
şiddetini olumsuz etkilediğidir.
-
Erojen bölgeler adı verilen bölgelerin
kadın orgazmına katkısı ihmal edilmemelidir: Erojen bölgeler
adını verdiğimiz bölgeler kadından kadına değişmekle beraber
sıklıkla meme uçları, kulak arkaları, bacakların iç yüzleri
kadının en erojen bölgeleridir. Kadın eşine ön sevişme
dönemi boyunca ve tüm ilişki boyunca erojen bölgelerinin
dokunulmasından hoşlandığı mesajını verebilmeli, erkek de bu
konuda duyarlı olmalıdır. Erojen bölgelerin uyarılmasının
kadının ilişkiye daha hazır olmasının sağlanması yanında
orgazm olmasını kolaylaştırıcı özellikleri olduğu
unutulmamalıdır.
-
Bir kadın her ilişkide vajinal yoldan
orgazm olamayabilir. Bazı kadınlar vajinal yoldan hiç orgazm
olamazken, bazıları bazı ilişkilerde olurlar, diğerlerinde
olamazlar. Vajinal orgazm öğrenilmesi gereken bir orgazm
türüdür ve bir kadının defalarca ilişkide bulunmadan vajinal
yoldan orgazm olabilmesi beklenmemelidir. Vajinal orgazm
olunamadığında ilişkinin herhangi bir zamanında kadının
direkt klitoris uyarısıyla orgazm olmasına imkan
tanınabilir. Bu o kadar da anormal bir durum değildir.
-
"Penis boyu nevrozu (takıntısı)" terk
edilmelidir. Vajinanın üst 2/3'lük bölümü embriyolojik
gelişim açısından alt 1/3'lük bölümünden çok daha farklı bir
bölgeden gelişmektedir. Bu nedenle bu iki bölgenin
fizyolojik ve anatomik özellikleri birbirinden oldukça
farklıdır. En bariz farklılık sinir liflerinin
dağılımındadır. Alt 1/3'lük kısım zengin bir sinir ağına
sahipken, üst 2/3'lük kısımda sinir lifleri nispeten daha
azdır. Bu nedenle alt 1/3'lük kısım dokunma, ağrı gibi
duyaranlara çok daha hassastır. Her zaman belirttiğim gibi
penis uzunluğunun kadının "tatmin olmasıyla" hiçbir ilişkisi
olamayacağının da göstergelerinden biridir bu. Penis zengin
sinir lifleri içeriği nedeniyle en çok vajinanın alt 1/3'lük
kısmını uyarmaktadır.
Ben Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olmam
nedeniyle bu yazıyı daha çok kadının anatomik ve fizyolojik
özellikleri üzerinde odaklaştırdım. Bazı okuyucular "erkeklerin
de erojen bölgeleri yok mu, erkekler bu kadar mekanik varlıklar
mı" gibi bir düşünceye kapılabilirler. Ancak konumuz ilişkiden
alınan zevkin nitelikleri değil, kadının orgazm olamaması
olduğundan bu konuya odaklandırıyorum ve bu nedenle de kadının
yapısal özelliklerinin orgazm olmasına etkilerini erkeklerle
arasındaki farkı vurgulayarak açıklamaya çalıştım.
Yukarıdaki önlemlerle orgazm olamama problemi
giderilemediğinde yapılması gereken bir Kadın Hastalıkları ve
Doğum Uzmanına başvurmak ve genel bir jinekolojik muayeneden
geçmektir. Her ne kadar kadında orgazm olamama nadiren
jinekolojik bir nedene bağlı olsa da kural olarak ilk başvuru
jinekolog olmalıdır.
Erken Boşalma
Erken boşalma
Erken boşalma Kırk-kırk beş yaş altındaki
erkeklerin en çok şikayetçi oldukları cinsel sorunu erken
boşalmadır. Erkek cinsel sorunları içinde birinci sırada
gelmektedir. Erken boşalma olayı, erkeğin ve eşinin boşalmayı
arzuladığı andan daha önce boşalmasıdır. Aslında erken boşalma,
bir bozukluk, bir patoloji olmaktan çok fizyolojik olayların
göreceli olarak beklenenden daha hızlı seyretmesi ile
olmaktadır. Bazı erkekler cinsel yaşamlarının ilk başlangıcında
daha erken boşalırken gittikçe boşalmayı kontrol ettiklerini ve
daha geç boşalmaya başladıklarını, ancak aniden erken boşalmanın
bir sorun olarak karşılarına çıktığını belirtmektedir. Bir kısmı
ise başlangıçtan beri hep çabuk boşalmaktan şikayet etmektedir.
Sonuçta boşalma zamanı objektif zaman ölçüsü ile belirlenmekten
çok, hastaların algılayış, yada kabulleniş biçimi ile ilgilidir.
Bir genelleme yapmak gerekirse, 30 yaş altındaki erkeklerde
cinsel ilişki esnasında vajinaya duhul gerçekleştikten sonra 1-3
dakika içinde boşalma olması beklenen bir durumdur. Erkeğin
boşalmasını hızlandıracak çeşitli etmenler söz konusudur. Ne
kadar genç olursa, o derecede erken boşalması beklenir. Yine
heyecan düzeyine bağlı olarak ve bununla ilişkili bir şekilde
eşinin daha istekli, uyarıcı olması ve heyecan uyandırması ile
boşalma süresi kısalır. Önceki boşalmadan sonra aradan geçen
süre uzunsa, erkeğin boşalmasını kontrol etmesi zorlaşır ve daha
çabuk orgazma ulaşır. Birleşme esnasındaki gidip gelmeler
hızlandıkça boşalma ihtimali de artar. Kaygılı, sinirli ruh hali
erken boşalma nedenleri arasındadır.
Sonuçta yeni evlenmiş, uzun süredir veya hiç cinsel ilişkide
bulunmamış, genç, cinsel heyecanı yüksek, istekli bir adam,
biraz heyecanlı, biraz tedirgin bir şekilde hızlı bir cinsel
birleşmeye meylederse erken boşalma riski altındadır.
Evliliklerin çoğunda böyle anlar olması hiç de şaşırtıcı
olmamalıdır.
Peki karşılıklı memnuniyet içinde bir cinsel hayat sürdürürken
birden ortaya çıkan erken boşalma sorunu neden oluyor? Cinsel
ilişkide rol alan tüm fizyolojik olayların zihinsel
fonksiyonların ve duyguların kontrolü altında olduğunu unutmamak
gerekir. İnsan cinsel işlevi yerine getiren bir robot değildir
ki, programlandığı şekilde devam etsin. Her şey normal seyrinde
giderken bir akşam eve günün stresinden bunalmış, yorgun ve
sıkıntılı bir halde geldiğinizi düşünün. Eşinizle cinsel ilişki
içine girdiğiniz zaman dahi bir yığın sorun zihninizi
kurcalamaya devam ediyor. Kısa süren bir sevişme erken boşalma
ile sonlanıyor. Daha sonraki gecelerden birinde eşinizle tekrar
yatağa girdiğinizde aynı stresi yaşamıyorsunuz, ama bu sefer
acaba yine başarısız mı olacağım, boşalmamı kontrol edebilecek
miyim? gibi sorular aklınıza geliyor. Bu kaygı sizin öncekinden
daha erken boşalmanıza yol açacaktır. Böylece bir kısır döngü
içine girersiniz; başarısızlık korkusunu takip eden performans
anksiyetesi ve onun sonucunda yine başarısızlık olan bir kısır
daire.
Erken Boşalmanın Tedavisi
Boşalmayı geciktirmek amacı ile çeşitli ilaçlar denenmiştir.
Lokal uyuşturucu kremler veya spreyler bunların başında
gelmektedir. Ancak sadece penisin üzerindeki sinir uçlarını
uyuşturmak fazla yarar sağlamaz. Sertleşme ve boşalma tüm otonom
sinir sistemini ilgilendirmektedir. Esas büyük cinsel organın
iki bacak arasında değil, iki kulak arasında olduğunu
söyleyenlerin iddiasını hafife almamak gerekir. Ayrıca bu tür
ilaçlar, lokal uyuşturucu etkisi ile boşalmayı geciktirmekten
çok penisin duyarlığını azalttığı için, temastan duyulan cinsel
zevki azaltmaktadır. Bu lokal uyuşturucu maddeler cinsel
birleşme esnasında vajen duvarından emilerek bu dokuların
hassasiyetini azalttıklarından, kadının orgazm olmasında
gecikmeye yol açmakta ve sorunu adeta pekiştirmektedir. Bu
yüzden bu tür sprey ve kremler tıbbi pratikte terk edilmiştir.
Son zamanlarda depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların
yan etki olarak boşalmayı geciktirdiği fark edilmiş ve bu
ilaçlar tedavide kullanılmaya başlanmıştır. Bu ilaçlardan
hastalar yarar görmektedir. Ancak boşalma kontrolünde sırf ilaca
dayalı bir tedavi yararlı olsa da, ömür boyu ilaç kullanmanın
zorluğu nedeniyle cazip görülmemektedir. Aslında boşalmayı
kontrol edebilme bir öğrenme sorunudur. Hastanın bu öğrenimine
yardımcı olmak amacıyla ilaçla tedavi edilmesi, veya daha doğru
bir ifade ile, tedaviye ilaç eklenmesi doğru bir yaklaşımdır.
Ancak esas olan, erkeğin kendini ve eşini memnun edecek şekilde
boşalmasını kontrol edebilmeyi öğrenmesidir.
Prezervatif kullanılmasının boşalmayı geciktirmede yararlı
olduğunu ifade edenler vardır. Doğum kontrol yöntemi olarak
kullanılmıyorsa, sırf boşalma kontrolü için prezervatif
kullanılması çok cazip değildir.
Her erkeğin aynı duyarlıkta olmadığı, aynı cinsel tepkiyi
vermediği bir gerçektir. Yukarıda belirtildiği gibi, fazla
cinsel heyecan duyan ve psikolojik anksiyete içindeki erkekler
daha erken boşalır. Öyleyse, boşalmayı kontrol etmek öğrenimi
içinde öncelikle cinsel heyecanı yatıştırma ve sakinleşmek
gelir. Hem zihnen hem bedenen gevşemek, sakinleşmek önemli
oranda yardımcıdır. Sık cinsel birleşmede bulunmak boşalma
aralarını ve dolayısı ile duyarlılığı azaltacaktır.
Cinsel birleşme anında erkeğin pozisyonunun boşalma üzerine
etkisi vardır. Bu yüzden bazı pozisyonlarda boşalma daha hızlı
olmaktadır. Erkeğin üstte olduğu klasik cinsel birleşme
pozisyonu boşalmanın geciktirilmesi için elverişli bir pozisyon
değildir. Daha rahat olduğu, kolay gevşeyebildiği ve efor
harcamadığı bir pozisyonda erkek boşalmasını daha rahat kontrol
edebilir.
Tedavi için önerilen en basit yöntem, sevişme esnasında erkeğin
boşalma anına yaklaştığını hissettiği zaman, penisin ucunu iki
parmağı arasında sıkarak vücuttaki cinsel heyecanın azalmasını
bir süre beklemesi ve yeteri kadar gevşedikten sonra tekrar
sevişmeye başlamasıdır. Bu yöntem uygulanırken bekleme anında
derin derin nefes alınmasının da yararı olmaktadır. Ayrıca seks
terapistleri tarafından bu tür şikayeti olan çiftlere bir takım
öğrenme egzersizleri yaptırılmaktadır.
Cinsel İşlev Fizyolojisi
Cinsellik önce arzu etmekle başlar. Daha sonra
Masters ve Johnson adlı iki bilim adamının tarif ettikleri uyarılma,
plato, orgazm ve çözülme evreleri birbirini takip eder. Bu evreler
kadın ve erkekte belirgin farklılıklar gösterir. Konumuz kadınlara
odaklanmış olmasına karşın zaman zaman erkekle kadın arasındaki
farklılıklar üzerinde de durulacaktır.
Evrelerin her biri yaş, hastalık, ilaçlar, alkol, uyuşturucu
kullanımı ve psikolojik ve ikili ilişkilerden kaynaklanan
sorunlardan olumsuz etkilenebilir.
Kadınların duyarlı bölgeleri
Kadınların çoğunda genital bölgenin en duyarlı kısmı klitoristir
ve en güçlü orgazmlar bu bölgenin uyarılmasıyla ortaya çıkar.
Kadının diğer duyarlı bölgeleri memeler, meme uçları, labiumlar
ve vajinadır. G noktası ise (Graefenberg tarafından 1944 yılında
tarif edilen bir bölgedir ve vajina ön duvarının ortalarında yer
almaktadır) derin basınca duyarlı olarak kabul edilmekle beraber
orgazm oluşumunda birincil önem taşıyan bir bölge değildir.
Orgazmda bazen aynen erkekteki ejakulasyona (boşalmaya) benzer
bir sıvı geldiği saptanmış olmakla beraber bu sıvının aslında
idrar olduğu ve kadındaki "ejakulasyon" yani "boşalma" olarak
tarif edilen olayın muhtemelen orgazm esnasında idrar kaçağı
olduğu sonradan anlaşılmıştır. Gerçekten de hiçbir idrar
kaçırma şikayeti olmayan bayanlarda güçlü bir orgazmda istemsiz
idrar kaçağı olabilmektedir.
Cinselliğin evreleri
-
Arzulama evresi
Bu evre cinsellik dürtüsünün ortaya çıktığı ve cinselliği
ifade etme arzusunun duyulduğu evredir. Hayaller ya da eşten
alınan görsel uyaranla başlayabilir.
-
Uyarılma evresi
Arzulamayı uyarılma evresi takip eder. Bu evre parasempatik
sistem tarafından yönetilen ve erotik duygular eşliğinde
kadında vajinal salgının arttığı "ıslanma" dönemidir. Vajina
duvarlarından ve vajina girişindeki Bartholin bezlerinden
salgılanan sıvılarla birlikte nabız ve solunum hızlanır,
tansiyon yükselir, genel bir sıcak basması hali, memelerde
dolgunluk, kas gerginliğinde genel bir artış, meme
başlarında dikleşme ortaya çıkar. Ciltte yama tarzında renk
değişiklikleri, klitoris ve labiumlarda şişme, göğüs
bölgesinde ve memelerde kızarma meydana gelir. Tüm bunlarla
birlikte vajina uzar ve genişler. Uterus yükselerek pelvis
dışına çıkar.
Erkekte ise uyarılma evresi penisin ereksiyonu (sertleşmesi)
şeklinde gerçekleşir.
-
Plato evresi
Bu evrede seksüel gerginlik ve erotik duygular yoğunlaşır ve
had safhaya ulaşır. Cilt değişiklikleri daha belirgin hale
gelir, meme başları daha da dikleşir. Labiumlar şişer ve
koyu kırmızı bir renk alır. Vajinanın alt 1/3'lük kısmı
şişip kalınlaşarak "orgazmik platform" adlı yapıyı meydana
getirir. Uterus tümüyle pelvisten dışarı çıkmıştır. Yeterli
uyaran olduğunda bu dönem orgazmla son bulur.
Plato evresinde ejakulasyon (boşalma) öncesinde erkekten
sıklıkla berrak ve yapışkan kıvamlı bir sıvı gelir. Bu
sıvının içinde az sayıda canlı sperm de bulunabileceğinden
kadının erkek boşalmadan önce de ("geri çekme" adı verilen
yöntemle) gebe kalabilmesi mümkün olmaktadır.
-
Orgazm evresi
Orgazm esasen sempatik sistem tarafından yönlendirilen bir
kasılma cevabıdır. Uyarılma ve plato evresinde birikmiş olan
gerginliğin boşaltılmasıdır ve tüm cinsel hisler arasında en
güçlü ve doyurucu olanıdır. Orgazm esnasında vajina, perine,
anüs ve orgazmik platform adı verilen yapıyı oluşturan
kaslarda 3-15 adet arası 0.8 saniye süren refleks ritmik
düzenli kasılmalar oluşur ve bu kasılmalar orgazm duygusunu
ortaya çıkarır. Orgazm esnasında birçok kadın ayrıca
uterusta da kasılmalar hisseder. Bu yüzden bazı kadınlarda
histerektomi (ameliyatla uterusun çıkarılması) sonrası
orgazmın niteliklerinde değişiklik olabilir.
Erkeklerde ise orgazmı ejakulasyon (boşalma) takip eder.
Erkekler orgazm döneminden sonra belli bir refrakter
(cevapsız) döneme girer ve bu dönemde uyaranlara
cevapsızdırlar. Kadınlarda ise böyle bir dönem olmadığından
çok sayıda orgazmı arka arkaya yaşayabilir ve tek bir ilişki
esnasında ve/veya öncesinde ardarda çok sayıda orgazm
olabilirler.
-
Çözülme evresi
Orgazmla birlikte uyarılma evresinde biriken tüm gerginlik
kaybolur ve kadında bir gevşeme ve kendini iyi hissetme
duygusu ortaya çıkar.Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan
değişikliklerin tümü "çözülerek" geri döner. Tüm bu geri
dönüş süreci 5-10 dakika sürer.
|