Erken Doğum
Doğum eyleminin 36. gebelik
haftası tamamlanmadan önce başlamasına erken doğum tehdidi (EDT),
eylemin bebeğin doğumuyla sonuçlanmasına preterm (zamanından
önce) doğum ya da erken doğum adı verilir. Zamanından önce doğan
bebek prematüre (olgunlaşmamış) olarak adlandırılır.
Tüm gebeliklerin yaklaşık %8'i erken doğum ile
sonuçlanır. Prematüre bebekte organ sistemleri ve
özellikle de akciğerler tam olarak olgunlaşmamıştır ve bu
nedenle erken doğum, bebeğe yoğun bakım uygulanmasını gerektiren
ve/veya bebeğin doğumdan sonra erken dönemde ölümüne yolaçan
nedenler arasında en ön sırada yer alır. Erken doğum
eylemi tanısı erken konursa durdurulabilir. Bu yüzden her anne
adayının erken doğum tehdidi hakkında bilgi sahibi olması ve
belirtilere karşı duyarlı olması önemlidir.
Doğum eylemi neden erken başlar?
Doğum eylemi çoğu durumda kendi kendine başlar. Anne ve/veya
bebek hayatının tehlikede olduğu durumlarda ise doktor
tarafından erken doğum kararı verilir ve induksiyon (suni sancı)
ya da sezaryen yolu ile doğum gerçekleştirilir.
Doğum eylemini erken başlatan çok sayıda etken vardır. Bunlar
arasında en etkili olanlar çoğul gebelik ve polihidramniyostur
(bebeğin sıvısının normalden fazla olması) Bu iki durum uterusun
kapasitesinden daha fazla gerilmesine ve bu büyük yükten
"kurtulmak için" miyad dolmadan kasılmasına yolaçabilir. İkiz
gebelikte doğumun tekil gebeliklerden daha erken başlaması
kuraldır ve bazı durumlarda eylem 36. haftadan önce
başlayabilir.
Suların miyad dolmadan gelmesi, yani erken membran rüptürü (EMR)
de doğum eylemini başlatan diğer bir etkendir. Suların
gelmesiyle açığa çıkan bazı maddeler ve olaya eklenen enfeksiyon
erken doğum eylemini tetikler.
Genital sistem enfeksiyonları (özellikle B grubu
streptokoklarla meydana gelen enfeksiyonlar, bakteryel vajinozis
ve trikomonaslara bağlı vajinit, klamidyalar, anaerob
bakteriler, ureoplasma ve mikoplazmalarla oluşan enfeksiyonlar )
ve üriner sistem (idrar yolları) enfeksiyonları erken doğum
eylemini başlatabilir.
Placenta previa (plasentanın doğum kanalını kapatması), ablatio
placenta (plasentanın erken ayrılması) gibi durumlarda da doğum
eylemi daha erken başlayabilir.
Anne adayının beslenmesinin yetersiz olması, sosyoekonomik
seviyesinin düşük olması, yaşanılan coğrafi bölgenin
özellikleri, anne adayında ciddi anemi (kansızlık), sigara
kullanımı gibi etkenler de doğum eylemini başlatmada etkili
olabilmektedir.
Doktor kararıyla gerçekleştirilen erken doğum:
Tüm erken doğumların yaklaşık %30'luk kısmı doktor kararıyla
gebeliğin sonuçlandırılması şeklinde gerçekleşir.
Anne hayatının tehlikede olduğu her durumda bebeğin olgunlaşma
derecesine bakılmaksızın doğum indüksiyon (suni sancı) ile ya da
sezeryan uygulanarak gerçekleştirilir. Gebeliğin devamının
sakıncalı olduğu ağır preeklampsi, eklampsi, HELLP sendromu gibi
durumlar, anne adayının ağır kalp hastalığının olması, ya da
kanamalı placenta previa ve ablatio placenta bu duruma örnek
olarak verilebilir.
Fetusun uterus içinde yaşamaya devam etmesinin sakıncalı olduğu
durumlarda da doğum gerçekleştirilir. Bunun en iyi örneği fetal
distres gelişmesidir. Ağır fetal distres gelişmesi durumunda
bebek ölmeden ya da asfiksi gelişmeden önce gerekirse sezeryan
ile doğum acil olarak gerçekleştirilir ve bebeğe gerekli tedavi
yapılır.
Doğum eylemini başlatmak amacıyla uygulanan indüksiyon anne
adayına uterus kasılmalarını sağlamak amacıyla damar yoluyla
serum içinde oksitosin hormonu verilmesinden ibarettir.
İndüksiyon öncesi serviks olgunlaşmasına bakılır ve olgun
olmayan serviksin olgunlaşmasını sağlamak amacıyla bölgeye jel
ya da toz şeklinde prostaglandin uygulanır. Serviks
olgunlaştıktan sonra indüksiyona geçilirse indüksiyonun başarıya
ulaşma şansı (doğum eylemini başlatma şansı) çok yüksektir.
Doğum eylemi indüksiyon ile başlatıldığında sonuç alınamazsa
sezaryen ile doğum yolu seçilir. Çok acil durumlarda (aniden
gelişen fetal distres gibi) indüksiyon denenmeksizin direkt
olarak sezaryen ile doğum gerçekleştirilir.
Hangi anne adayları risk altındadır?
Görünürde obstetrik (gebelikle ilgili) ya da tıbbi hiçbir
problemi olmayan, düzenli antenatal kontrollere devam eden bir
anne adayının erken doğum yapma riski düşüktür.
Daha önce erken doğum yapmış olan ya da erken doğum tehdidi
nedeniyle tedavi görmüş olan anne adayları mevcut gebelikte risk
altındadır. Bir kez erken doğum yapmış olan anne adayında bu
durumun sonraki gebeliklerde tekrarlama riski %25-50
arasındadır.
Tekrarlayan düşükleri ve özellikle de ikinci trimester
düşükleri olan anne adaylarında erken doğum riski artmıştır.
Uterusta şekil bozuklukları olan anne adaylarında (çift uterus,
uterus bicornis, uterus içinde septum gibi) risk artmıştır.
Servikste doğuştan varolan bozukluklar, ya da servikse
uygulanan cerrahi bir müdahale sonucu (konizasyon gibi) ortaya
çıkan serviks yetersizliği olan anne adaylarında risk artmıştır.
Mevcut gebeliği çoğul olan anne adaylarında, polihidramniyos
tanısı konmuş olan anne adaylarında risk artmıştır.
Mevcut gebelik esnasında karın ameliyatı (apandisit, ya da over
kisti ameliyatı gibi) geçirmiş olan, uterus miyomları olan
(özellikle çok sayıda miyomu olan, gebelik esnasında myomları
büyüme gösteren ya da baştan beri büyük myomları olan) anne
adaylarında erken doğum riski artmıştır.
Bu temel risk faktörleri dışında birinci trimester sonrası
ortaya çıkan kanaması olan, ağır işlerde çalışan (ağır
kaldırılması gereken işler, çok uzun yürüyüş gerektiren işler),
sigara içen (özellikle günde 10 adet ya da daha fazla içen) anne
adaylarında risk artmıştır.
Kısa sürede aşırı kilo kaybı, ateşli hastalık geçirilmesi,
ileri derecede fiziksel ya da ruhsal stres (yorgunluk), gebe
kalındığında 18 yaş altında ya da 40 yaş üstünde olmak, gebe
kalınan dönemde vücut ağırlığının 50 kilogramdan düşük, boyun
150 cm'den kısa olması, anemi (hematokrit<34), gebelik esnasında
idrar yolu enfeksiyonu geçirmek, bir yaşından ufak bebeği olmak,
çok düşük sosyoekonomik bir çevrede yaşamak, evde iki ya da daha
fazla sayıda ufak çocuğu bulunmak ve eşinden ayrı olmak da kesin
olmamakla beraber erken doğum riskini artırabilen diğer
etkenlerdir.
Erken doğum eylemi nasıl belirti verir?
Doğum eyleminin zamanından önce başlaması başta uterus
kasılmaları olmak üzere anne adayı tarafından farkedilebilen çok
çeşitli belirtiler verir. Bu belirtilerin her anne adayı
tarafından bilinmesi gereklidir.
Erken doğumun gerçekleşmesi için temel şart uterus
kasılmalarının olmasıdır. Kasılma olmadan serviks açılmaz.
Kasılmalar bazı gebelerde kendini ağrıyla belli ederken bazı
gebelerde hiç bir ağrıya yol açmayabilir.
Kasılmaların anne adayı tarafından saptanması:
Kasılmalarınızın olup olmadığını anlamak için
avucunuzun içini karnınıza hafifçe dokundurunuz. Avucunuzun
altında uterusun "toplanıyor" hissi yaratması kasılma
belirtisidir. Bu esnada ağrı duyulması şart değildir. Bu
kasılmaların sıklığını ve süresini ölçünüz. Saatte dört kez ya
da daha sık ortaya çıkan kasılmalarda mutlaka doktorunuza haber
veriniz.
Diğer belirtiler:
Erken doğum tehdidinin diğer önemli belirtileri arasında
pelviste dolgunluk hissi, adet sancısına benzer kramp tarzı
ağrılar, pozisyon değiştirmekle geçmeyen belağrıları, vajinal
akıntının artması ya da niteliklerinin değişmesi (daha müköz,
daha sulu ya da kanlı akıntı ortaya çıkması), ishalle beraber
olan ya da tek başına ortaya çıkan barsak krampları yeralır. Bu
durumda yine kasılmalarınızı elle kontrol ediniz. Bu belirtiler
kasılma olmadan tek başlarına bir anlam taşımazlar. Ancak bu
belirtilerden biri varsa ve kasılmalarınızın olup olmadığından
emin değilseniz yine doktorunuza başvurmalısınız.
Erken doğum tehdidi tanısı nasıl konur?
Gerçek Erken Doğum Tehdidi (EDT) tanısını koymak her zaman
kolay değildir. Gerçekte EDT olmayan bir anne adayına EDT tanısı
koymak anne adayının yan etkileri ciddi olabilen ilaçlarla
tedavi görmesine ve uzun süreler hastanede yatmak zorunda
kalmasına yol açar. Aksine EDT olan adayına tanının konamaması
ise prematüre bir bebeğin doğumuyla sonuçlanır. Prematüre bebek
ise yoğun bakım gerektirecek durumlarla ve hatta ölüm riskiyle
karşı karşıyadır. Bu nedenle çok hassas davranılmakta ve
muhtemelen gerektiğinden daha fazla sayıda olguda EDT tanısı
konmaktadır. EDT şüphesinde anne adayının risk faktörlerinin ve
klinik bulgularının dikkatlice değerlendirilmesi gereksiz yere
EDT tanısı konan olguların sayısını azaltabilir.
İlk incelemeler:
Kasılmalarla başvuran bir anne adayında vajinal kanama yoksa
ilk yapılacak inceleme genel anamnez ve gebelik muayenesi
sonrası steril vajinal tuşedir. Vajinal tuşe yapılmadan hemen
önce servikse spekulum yerleştirilerek vajinanın
derinliklerinden sıvı örneği alınır. Bu alınan sıvıda pH ölçümü
yapılarak erken membran rüptürü (EMR) araştırması yapılır. Bu
inceleme önemlidir zira erken doğumların bir kısmı gebe
tarafından farkedilen ya da farkedilmeyen EMR sonrası
başlayabilir. Tüm gebelere yapılan rutin incelemeler (tam kan ve
tam idrar tetkiki, idrar kültürü) dışında gerekirse gonore, B
grubu streptokok ve klamidya için vajinal kültür alınır.
Tuşede serviks açılması belli bir seviyenin üzerindeyse
(yaklaşık dört cm.) EDT tanısı kesindir. Bu açıklıkta ilaç
tedavisiyle doğum eylemini durdurma şansı olmadığından doğum
eylemi kendi seyrine bırakılır. Doğumun prematüre bebeğe yoğun
bakım olanaklarının olduğu bir hastanede gerçekleşmesi gerekir.
Tuşede serviks açılması varsa ve açıklık dört cm. altındaysa,
servikste silinme (incelme) varsa kasılmalar takip edilir. Bu
amaçla ya elle kasılma takibi yapılır ya da kardiyotokografi
cihazından faydalanılır. Yapılan 20 dakikalık incelemede dört ya
da daha fazla sayıda kasılma saptanması durumunda EDT tanısı
kesindir. Anne adayı hastaneye yatırılır ve tokoliz (doğum
eylemini durdurma) tedavisine başlanır.
Kasılmalarla başvuran ve takipte etkin kasılmaları olan ancak
serviks bulguları çok hafif ilerleme gösteren olgular tanıda
problem yaratır. Bu durumda tanıyı kesinleştirmek için hastanede
takip yapılır. Anne adayı sol yanına yatırılarak damar yolu
açılır ve sıvı verilir. İki sattlik aralarla yapılan tuşelerden
herhangi birinde serviksteki değişiklik ilerliyorsa EDT tanısı
kesindir ve tokoliz tedavisi başlanır. Servikste değişiklik
saptanmadığı sürece tuşelere iki sattlik aralıklarla devam
edilir. Değişme oluştuğu anda tokoliz başlanır. Bu takip
kasılmalar durana kadar devam eder. Değişme olmazsa kasılmalar
kendi kendine durana kadar takip devam eder.
Erken doğum tehdidi nasıl tedavi edilir? (Tokoliz
(doğum eylemini durdurma) tedavisi)
?artlar uygun olduğunda erken doğum eylemini durdurmak ve
bebeğin büyümesi için zaman kazanmak mümkündür. Ancak kullanılan
ilaçlar (ritodrin ve magnezyum sülfat gibi) yanetkileri ciddi
olabilen ilaçlar olduğundan erken doğum tanısının doğru konması
ve tedaviyi alması sakıncalı ya da gereksiz olabilecek anne
adaylarının belirlenmesi önem kazanır.
Bu amaçla erken doğum tehdidi konan anne adayının rutin
antenatal tetkikleri yapılır, ultrason ile gebelik haftası
belirlenir ve anomali araştırması yapılır. 28 haftanın
üzerindeki gebeliklerde kardiyotokografi cihazı ile fetusun
iyilik hali ve kasılmaların seyri değerlendirilir. Tokoliz
tedavisinin başarısız olma olasılığı göz önünde bulundurularak
tedavi mutlaka prematüre doğan bir bebek için yoğun bakım
şartlarının bulunduğu bir hastanede yapılır.
Kanaması olan ve kanamasının nedeni tam belirlenemeyen, ablatio
placenta şüphesi olan, koryoamnionit bulguları olan, bebeği ölü
olan, bebeğinde gelişme geriliği olan, bebeğinde yaşamla
bağdaşmayan anomalisi olan (anensefali gibi), fetal distres
bulguları olan anne adaylarında erken doğum bulguları olsa da
tedavi başlanmaz.
36. gebelik haftasını tamamlamış olan anne adaylarında ve
serviks açıklığı dört santimetre ve üzerinde olan anne
adaylarında da doğum kendi seyrine bırakılır.
Tokoliz uygulanması:
Tokolizde uterusun kasılmalarını durdurmaya yönelik farklı
ilaçlar kullanılır. En sık intravenöz yolla (damardan) ritodrin
ve magnezyum sülfat kullanılır.
Ritodrin kasılmaları etkin bir şekilde durdurabilmesi yanında
kalp ve metabolizma üzerine önemli etkileri olabilen bir
ilaçtır. Anne adayında hipertansiyon, kalp hastalığı ve ciddi
hipertiroidi durumunda kullanılmaz. Kan şekerini yükseltici
etkisi nedeniyle diabetlilerde çok dikkatli kullanılır. İkinci
seçenek olarak kullanılan magnezyum sülfat preeklampsi
tedavisinde de kullanılan ve kendine özgü ciddi yanetkileri
olabilen bir ilaçtır. Özellikle çoğul gebeliklerde, anemisi olan
gebelerde, tokoliz uygulamasının sakıncalı olduğu durumlarda
yapılan uygulamalarda, kalp hastalığı olan anne adaylarında,
tanısı konamamış koryoamniyonit ya da ablatio placenta
varlığında, yaşı ileri olan (35 yaş üzeri) anne adaylarında,
intravenöz tedavinin 24 saatten daha uzun sürmesi durumunda
ilaca bağlı ciddi yanetkilerin ortaya çıkma olsılığı artar.
Tedavi esnasında anne adayının tansiyon, nabız, ateş gibi
yaşamsal bulguları kontrol altında tutulur.
Kasılmalar tümüyle durduktan sonra tedaviye 12 saat daha devam
edilir ve kasılmaların bittiğinden emin olunduğunda intravenöz
uygulamaya son verilerek aynı ilacın ağızdan alınan tablet
şekliyle tedaviye geçilir. Muhtemel bir tedavi başarısızlığı ve
erken doğum olasılığı gözönünde bulundurularak fetusun
akciğerlerinin olgunlaşmasını hızlandırmak amacıyla anne adayına
steroid içerikli ilaç enjeksiyonu yapılır.
Tokoliz tedavisine son verilmesi:
Tokoliz tedavisi şartlar elverdiği sürece 36. gebelik haftasına
kadar devam ettirilir ve bu süre içerisinde anne adayı hastanede
sıkı takip altında tutulur.
Tokoliz tedavisine rağmen kasılmaların durmaması ve serviks
değişikliklerinin ilerlemesi durumunda tedavi başarısız kabul
edilerek kesilir.
36. gebelik haftası bittiğinde artık bebek olgunlaşmış kabul
edildiğinden tedavi kesilir ve anne adayı evine gönderilir.
Doğum eylemi başlamadığı sürece haftalık rutin antenatal
kontrollerine gelmesi önerilir.
Tedavi seyrinde haftalık steroid enjeksiyonuna devam edilir.
Haftalık yapılan amniyosentezlerle elde edilen amnios sıvısında
akciğer olgunlaşma testleri uygulanır. Test sonucu akciğerlerin
olgunlaştığı saptanırsa tedavi kesilerek anne adayı evine
gönderilir. Olgunlaşma yoksa tokoliz tedavisi ve haftalık
amniyosentezlere devam edilir.
Amniyosentez ile akciğer olgunlaşmasını değerlendirme olanağı
yoksa, ya da amniyosentezde akciğerler olgunlaşmamış bulunursa
tedavi 36. gebelik haftasına kadar devam eder.
Tedavi genellikle baştan sona kadar hastanede uygulanır. Ancak
bilinçli hastaların tedavilerine evde sürdürmelerine izin
verilebilir. Evde tedavisi uygun görülen anne adaylarının
kullandıkları ilaçların yanetkilerine karşı hassas olmaları
gerekir. Bu anne adaylarına elle kasılma takibi öğretilir ve EDT
belirtileri ortaya çıktığında hemen başvurmaları öğütlenir.
EDT tedavisinde ilaç kullanımı yanında istirahat edilmesi de
çok önemlidir. Yeterli beslenme ve özellikle yaz aylarında
yeterli sıvı alınması çok büyük önem taşır.
Erken doğum Tehdidi ve Erken Doğumun Önlenmesi mümkün
müdür?
Düzenli olarak antenatal kontrollere gidilmesi ve bertaraf
edilebilen risk faktörlerinin saptanarak giderilmesi (anemi,
idrar yolu enfeksiyonları, serviks ve vajinadaki enfeksiyonlar
gibi) EDT riskini azaltabilir. EDT açısından yüksek risk altında
olan anne adaylarının daha sık antenatal kontrollere gitmesi
gerekir.
Sezaryen
Sezaryen ile doğum kararı gebelik muayeneleri
esnasında verilebileceği gibi, doğumu induksiyon (suni sancı)
ile başlatma girişimi başarısız olduğunda, ya da doğum eylemi
başladıktan sonra birinci ya da ikinci evrede verilebilir.
Sezaryen kararı en sık doğum eylemi başladıktan sonra doğumun
ilerlememesi ve fetal distres geliştiği durumlarda
verilmektedir.
?u unutulmamalıdır: Bebeğin vücudu çıkana kadar herhangi bir
dönemde normal doğumdan vazgeçilerek bebeğin sezaryen ile
doğması kararı verilebilir!
Gebelik muayeneleri esnasında sezaryen kararı verilmesi
Doğumu sezaryanla gerçekleştirme kararı henüz doğum eylemi
başlamadan önce, antenatal incelemelerin herhangi birinde
verilebilir. Elektif (acil olmayan) sezaryen adını alan ve
randevu verilerek gerçekleştirilen bu uygulama aşağıdaki
durumlarda tercih edilir.
Placenta Previa
Plasentanın serviksi tümüyle ya da kısmen kapatmasıdır. Kısmi
kapatma durumlarında doğum eylemi esnasında serviks açılırken
aşırı kanama olabileceğinden, tümüyle kapatma durumunda ise
bebek hiçbir şekilde kanala giremeyeceğinden doğum mutlaka
sezaryenle gerçekleştirilir. Tanı 36. gebelik haftasından sonra
yapılan ultrason incelemesiyle konur. Bazı gebelerde gebeliğin
erken dönemlerinde yapılan ultrasonlarda plasentanın servikse
yakın yerleştiği, bazen de serviksi tümüyle kapattığı
gözlenebilir. Bu dönemlerde sezaryen kararının hemen verilmesi
doğru değildir, zira gebeliğin sonlarına doğru (36. gebelik
haftasına kadar) plasenta uterusun büyümesiyle yukarı çıkarak
normal yerleşimine ulaşabilir.
Bebeğin "ters" ya da "yan" durması
Fetuslar gebeliğin erken dönemlerinde sıklıkla yan ya da makat
pozisyonunda (baş yukarıda) dururlar ve pozisyonlarını sık sık
değiştirirler. Belli bir gebelik haftasından sonra, özellikle de
36. gebelik haftasından sonra bebek yeri daraldığından
pozisyonunu değiştirmesi zorlaşır. 36. gebelik haftasından sonra
bebeğin uterus içinde enlemesine durması sezaryen için mutlak
bir neden teşkil eder. Makat ile gelen fetusların dikkatli bir
inceleme sonrasında vajinal doğumuna izin verilebilir. Ancak
önde gelen kısım (yani doğum kanalına ilk giren kısım) ayak ise
doğum mutlaka sezaryen ile gerçekleştirilir. İlk doğumunu
yapacak anne adaylarında makat gelişi ile doğum mümkün olmakla
beraber bebeğin doğumu esnasında oluşabilecek muhtemel riskler
yüzünden sezaryen ile doğum sıklıkla uygulanmaktadır.
İri bebek
Doğumu yakın olan bir bebeğin ultrason ve klinik incelemelerle
4500 gramdan daha ağır olduğunun saptanması durumunda sezaryen
ile doğum tercih edilir. Ortalama bir boyda ve kiloda olan bir
anne adayında iri bebekte doğum eyleminin birinci ya da ikinci
evresinde anne adayı ya da bebekte istenmeyen bazı durumlar
oluşabilir. Bunlar arasında en sık görülenler doğumun
ilerlememesi ve ikinci evrenin sonunda omuz takılmasıdır. Bu
risklerin gerçekleşmesini önlemek için sezaryenle doğum tercih
edilebilir.
Pelvis Darlığı (çatı darlığı)
Bu duruma genellikle anne adayının çocukluk çağında geçirdiği ve
kemik pelvis yapısını bozan hastalıklarda rastlanır. ?üpheli
durumlarda antenatal dönemde yapılan dikkatli bir pelvik muayene
ile tanı koyulur. Pelvis yapısı uterus içindeki bebeği doğurmaya
uygun değilse sezaryen ile doğum kararı verilir.
Herpes Simpleks Enfeksiyonu
Herpes simpleks virüsü (HSV) enfeksiyonunun bulaştırıcılığının
devam ettiği dönemde anneden bebeğe doğum esnasında virüs
bulaşma riski vardır. HSV bebekte ciddi santral sinir sistemi
enfeksiyonuna neden olabileceğinden doğum sezaryen ile
gerçekleştirilir. Ancak bazen sezaryen bile bulaşmayı
engelleyemeyebilir.
Daha önce sezaryanla doğum yapmış olanlar
Daha önce sezaryen ile doğum yapmış olanlar neden tekrar
sezaryen ile doğum yaparlar?
Sezaryen esnasında uterusa bir kesi yapılır. Bu kesi
bebek çıkarıldıktan sonra usulüne uygun bir şekilde dikilerek
kapatılır. Ne kadar iyi kapatılırsa ve ne kadar mükemmel
iyileşirse iyileşsin kesi bölgesinde uterus kasının bütünlüğü
bozulmuştur. Daha sonraki gebeliklerde uterus ve bebek tekrar
büyümeye başladığında bu eski kesi yerinde bir gerginlik oluşur.
Bu gerginlik kesi bölgesinin kendi kendine açılmasıyla
("dehisans") ya da bölgede yırtık oluşmasıyla ("uterus rüptürü")
sonuçlanabilir. Böyle bir durum kanamaya yol açarak ve
plasentanın işlevlerini bozarak anne adayı ve bebek için ciddi
bir tehlike oluşturabilir.
Sezaryen ile doğum yapmış olanlarda şimdiki gebelikte
uterusta dehisans ya da rüptür oluşma riski nedir?
Bu sorunun cevabını verebilmek için uterustaki kesinin yerini
bilmek gerekir: Sezaryanda uterusa duruma göre iki ayrı kesi
türünden biri uygulanır. Birinci ve en sık uygulanan, uterusun
serviksle birleştiği alt kesime (alt segment) uygulanan yatay
kesidir. İkinci kesi şekli ise uterusun yukarısında gövde
kısmına uygulanan dikey kesidir. Klasik insizyon (kesi) adı
verilen bu dikey kesi bebeğin alt segment kesisinden çıkmasının
zor olduğu durumlarda uygulanan nadir bir kesi şeklidir. Alt
segment yatay kesilerde gebelik esnasında uterusun gebelik ya da
doğum eylemi esnasında bu kesi yerinden yırtılma olasılığı binde
2 civarındadır. Klasik insizyonda ise uterus gövdesi ciddi hasar
gördüğünden oran tam olarak bilinmemekle beraber çok yüksektir.

Birinci resimde uterusa uygulanan alt segment
yatay kesi görülmektedir. Bu kesinin daha sonraki gebeliklerde
yırtılma riski oldukça düşüktür. İkinci resimde ise direkt
uterusun gövdesine uygulanan klasik kesi görülmektedir. Bu kesi
uterus kasına ciddi hasar verdiğinden sonraki gebeliklerde
yırtılma şansı yüksektir.
Sezaryen ile doğum yapmış olanlarda şimdiki gebelikte
vajinal yoldan doğum yapma şansı var mıdır?
Önceki doğumunu sezaryenle yapmış olanlarda şimdiki doğumun da
sezaryenle gerçekleştirilmesi uygundur, ancak şart değildir.
Özel koşullar yerine getirildiğinde önceden sezaryenle doğum
yapmış bir anne adayı normal doğum yapabilir (Bu özel koşullar
arasında en önemlisi doğum eylemi esnasında acil olarak
ameliyata alınmaya uygun şartların varlığıdır). İstisna
oluşturabilecek tek durum önceki sezaryen operasyonunda klasik
insizyon kullanılmış olmasıdır. Bu durumda sonraki doğumların
hepsinin sezaryenle gerçekleştirilmesi çok daha uygundur.
Sezaryenle doğum yapmış annelerin ameliyatlarının ne şekilde
yapıldığını bilmeleri ve taburcu olurken bu konuda bir belge
almaları daha sonra vajinal yolla doğum yapmak
isteyebileceklerinden önemlidir.
Hangi durumlarda sezaryen gereklidir?
Pek çok durumda doğumun sezaryen ile yapılması gerekli olabilir.
Genel olarak normal doğumun olanaksız ya da çok tehlikeli olduğu
durumlarda anne adayı ve/veya bebeğin hayatını kurtarmak, ya da
normal doğum eyleminin güvenli olmadığı hallerde sezaryen
önerilir. Bazı endikasyonlar sadece anne adayının bazıları da
sadece bebeğin iyiliği için, diğerleri ise hem anne adayı hem de
bebeğin iyiliği içindir.
Bazı durumlarda doğumun normal yollardan olması olanaksızdır. Bu
gibi hallerde doğum eylemi başlamadan önce sezaryen kararı
verilir ve 38. haftadan sonra gebelik sezaryen ile
sonlandırılır. Zaman zaman da eylem başladıktan sonra ortaya
çıkan nedenler ile sezaryene karar vermek gerekebilir. Sezaryen
endikasyonları gruplar halinde incelenebilir.
Normal doğumun olanaksız ya da riskli olduğu, sezaryene önceden
karar verilen durumlar
Yan geliş (transvers duruş): Bebeğin rahim içerisinde yan
durması. Bu durumda bebeğin vajinal yoldan doğması olanaksızdır.
Hem anne hem de bebek hayatını yitirebilir. Bebekler gebeliğin
erken dönemlerinde yan (transvers), baş aşağıda ya da popo
aşağıda durabilirler. Gebelik sonlara yaklaştıkça yan duran
bebeklerde baş ya da popo aşağıya dönerek son pozisyonunu alır.
Bu dönüşün yaşanmaması durumunda önde gelen kısım bebeğin omuzu
olacaktır. Bu oldukça riskli bir durumdur.
Makat geliş:
Bebeğin önde gelen kısmının poposu olması kesin bir
sezaryen gerekliliği değildir. Ancak eğer önde gelen kısım ayak
ise sezaryen dışında bir alternatif yoktur. Tam ya da saf makat
gelişlerde ise anne ve bebeğin durumu dikkate alınarak normal
doğuma karar verilebilir. Ancak günümüzde pek çok doktor bu
riski göze almaz ve sezaryen önerir.
Pasenta previa totalis:
Bebeğin eşinin (plasenta) rahim ağzını tamamen
kapatması durumuna plasenta previa adı verilir. Bu durumda
normal doğum olanaksızdır ve önceden karar verilerek sezaryen
yapılır.Bu durumda bebek doğum kanalına giremez. Gebeliğin erken
dönemlerinde plasenta alt kısımda yerleşmiş olabilir. Ancak
gebelik ilerledikçe rahimin büyümesi ile birlikte plasenta da
yukarıya doğru çekilir. Son aya girildiğinde eğer bu yukarı
çekilme gerçekleşmemiş ise plasenta previadan söz edilir.
Plasentanın rahim ağzını kısmen kapatması ya da hemen kenarında
bulunması durumunda da rahim ağzının açılması sırasında aşırı
kanama olabileceğinden sezaryen yapılmalıdır.
Çok iri ya da çok küçük bebek:
Bebeğin tahmini doğum ağırlığının 4500 gramdan fazla ya
da 1500 gramdan az olması durumda doğum travması ve buna bağlı
bebekte hasar meydana gelmesi olasılığı yüksektir. Bu tür
durumların varlığında normal doğum mümkün olmakla birlikte riski
en aza indirmek amacıyla sezaryen önerilir. 4500 gramın üzerinde
olan bebeklerde yaşanabilecek en büyük risk omuz takılmasıdır.
Bebeğin başı doğduktan sonra omuzları doğum kanalında takılıp
kalır. Omuz takılması son derece talihsizbir durumdur. Küçük
bebeklerde ise doğum travmasına bağlı kafa içi kanamalar normal
doğum sonrası daha sık görülür. Küçük bebeklerde aynı zamanda
fetal duruş bozukluğu olma olasılığı yüksektir.
Baş-pelvis uygunsuzluğu:
Bebeğin kilosundan bağımsız olarak bebeğin en geniş
çapı olan kafası ile anne adayının kemik yapıları arasında
uyumsuzluk olabilir. Bu durum eskiden dar pelvis ya da halk
arasında çatı darlığı olarak adlandırılmaktaydı. Dar pelvis
yanlış bir tanımlamadır. Doğru olan annenin pelvisi ile bebek
arasındaki ilişkinin saptanmasıdır. Örneğin pelvisi normal olan
bir kadında bebek iri ise baş-pelvis uygunsuzluğu olabilir oysa
aynı kadın minyon bir bebeği rahatlıkla vajinal yoldan
doğurabilir. Bu durumda pelvis darlığından söz edilemez. Ancak
raşitizm gibi bazı hastalıklarda annenin kemik yapılarında şekil
bozuklukları olabilir. Bu gibi durumlarda vajinal doğum mümkün
değildir.
Çoğul gebelikler:
?art olmamakla birlikte çoğul gebeliklerde sezaryen
tercih edilir.Özellikle üç ya da daha fazla sayıda bebek varsa
vajinal doğumdan kaçınılır. İkiz gebeliklerde ise önde gelen
bebeğin makat geliş arkadakinin ise baş geliş olması durumunda
ilk bebeğin gövdesi doğduktan sonra arkadki bebek ile kafaları
kilitlenebileceğinden bu durum mutlak bir sezaryen
gerekliliğidir.
Doğumsal anomaliler:
Bebeğin doğum kanalından geçmesini olanaksız kılan
yapısal anomalilerin varlığında da sezaryen gerekliliği vardır.
Bu durumun en önemli örneği bebeğin karın duvarının kapanmadığı
ve iç orgalarının dışarıda olduğu gastroşizis ve omfalosel
durumlarıdır. Vajinal doğum olduğunda bu organlarda ciddi
zedelenmeler meydana gelir. Bazı iskelet sistemi hastalıkları
ile nöral tüp defekti gibi durumlarda da sezaryen gereklidir.
Yapışık ikiz varlığında da sezaryen uygulanır.
Doğum kanalını tıkayan kitleler:
Başta myomlar olmak üzere bazı kitleler doğum kanalını
daraltarak vajinal doğumu olanaksız hale getirebilirler. Dev
kondilom (genital siğil) varlığında da vajinal doğumdan
kaçınılır.
Anne adayındaki sistemik hastalıklar:
Bazı durumlarda anne adayının doğumun ikinci evresinde
ıkınması sağlığını tehlikeye atabilir. İleri derecede kalp
hastalıkları bu durumun en güzel örneğidir. Benzer şekilde
anevrizma gibi beyin hastalıklarında da anne adayının ıkınması
sakıncalı olabilir. Ikınma sırasındaki kafa ve karın içi basınç
artışı riskli olduğunda sezaryen tercih edilir.
Annede herpes enfekiyonu:
Anne adayında aktif genital herpes enfeksiyonu
varlığında bebek doğum kanalından geçerken enfeksiyonu
kapabilir. Bu oldukça riskli bir durumdur. Aktif genital herpes
varlığında vajinal doğum asla yaptırılmaz.
Geçirilmiş sezaryen:
Daha önceki hamileliklerin sezaryen ile sonlandırılmış
olması mutlak bir sezaryen gerekliliği değildir. Bunun tek
istisnası uterusun yukarıdan aşağıya doğru kesildiği klasik
sezaryendir. Bu durumda eylem sırasında rahim kasının yırtılma
olasılığı çok yüksek olduğundan asla denenemez. Alt kısma yatay
bir kesi yapılarak gerçekleştirilen sezaryenlerden sonra ise
normal doğum denenebilir. Ancak pek çok doktor bu gibi
durumlarda yine sezaryeni tercih etmektedir.
Geçirilmiş myomektomi:
Önceden yapılan bir myom çıkartma ameliyatında rahim
boşluğuna girilmiş ve kavite dikilmiş ise çoğu doktor sezaryeni
tercih eder.
Geçirilmiş vajinal operasyon:
Vajinada uygulanmış bazı operasyonlardan sonra normal
doğum önerilmez.
Vajinismus ve/veya korku:
Anne adayının normal doğumdan aşırı korktuğu ya da
muayeneyi tolere edemediği durumlarda hiçbir tıbbi gereklilik
olmaksızın sezaryen önerilebilir.
Fetal distress bulguları:
Yapılan rutin NST incelemelerinde fetusun sıkıntıda
olduğunu düşündüren bulguların varlığında sezaryen gerekli
olabilir.
İsteğe bağlı sezaryen:
Günümüzde ülkemizde özel hastanelerde en sık yapılan
sezaryen isteğe bağlı sezaryenlerdir. Burada herhangi bir tıbbi
gereklilik olmaksızın anne adayının tercihi ile bebek miadını
doldurduktan sonra (38. haftadan sonra) kararlaştırılan bir
günde sezaryen ile doğurtulur. İsteğe bağlı sezaryenlerde en sık
karşılaşılan neden anne adayının normal doğumdan korkması, uzun
sürebilecek olan eylemi çekmek istememesi, bebeğini en ufak bir
risk altına sokmak istememesi, normal doğumun uzun dönem
etkilerinden çekinmesi, çift için özel bir günde (evlilik yıl
dönümü, ebeveynlerden birinin doğum günü, 02.02.02 gibi kolay
hatırda kalacak günlerin tercih edilmesi gibi) doğumun
gerçekleştirilmesi ve hatta bebeğin burcunun ayarlanmasıdır!...
Bu durumun en uç örneği bebeğin burcu ile birlikte yükselen
burcunun da ayarlanması için belirli bir saatte sezaryen
yapılmasının istenmesidir
Bazı durumlarda ise doktor anne adayını sezaryene teşvik eder.
Gebeliğin çok zor elde edildiği ya da ikinci bir gebelik
şansının düşük olduğu ileri anne yaşı,tüp bebek sonrası gebelik
gibi durumlarda normal doğumun bebeğe yüklediği risklerden
kaçınmak ve bebeğin sağ olarak dünyaya gelmesini garanti altına
almak için sezaryen tercih edilir. Eskiden Türk tıp
literatüründe "kıymetli bebek" olarak geçen bu endikasyon, daha
sonra terimin anlamsızlığı nedeniyle terk edilmiştir. Her ne
olursa olsun tüm bebekler kıymetlidir kıymetsiz tek bir bebek
bile yoktur.
Vajinal doğum planlanırken eylemin herhangi bir anında
sezaryen gerekliliği doğuran durumlar
Zaman zaman vajinal doğum için her türlü şart uygunken ve elem
devam ederken ortaya çıkan durumlar sezaryen gerekliliği
doğurabilir.
İlerlemeyen eylem:
Anne adayının kasılmaları düzenli ve güçlü olmasına
rağmen rahim ağzının açılmaması ya da bebeğin kafasının aşağıya
inmemesi durumunda sezaryen gerekliliği ortaya çıkar. Eylemin
ilerlememesinde en önemli neden bebeğin kafasının doğum kanalına
uygun şekilde girmemesidir.Daha önceden fark edilemeyen baş
pelvis uygunsuzluğu ya da kafanın kanala eğri girmesi durumunda
yeterli kasılmalara rağmen eylem ilerlemez.
Fetal kalp atımlarının bozulması:
Doğum eylemi sırasında kasılma ile birlikte rahime
giden kan ve oksijen miktarında azalma olur. Bu azalma aynı
şekilde plasentaya ve bebeğe giden miktarlara da yansır.
Normalde bebek kasılmalar sırasında görülen bu azalmayı
rahatlıkla tolere eder.Tolere edemediği durumlarda ise ilk önce
kalp atım hızında bir yavaşlama izlenir. Fetal kalp atımları
bozulduğunda anne adayını sol yanına yatırmak ve oksijen vermek
gibi temel önlemler ile durum düzelmiyor ise sezaryen kararı
verilir. Bu duruma akut fetal distres adı verilir.
Plasentanın erken ayrılması:
Plasentanın bebek tamamen doğup ilk nefesini almadan
önce rahim duvarından ayrılmasına ablasyo plasenta ya da
plasental dekolman adı verilir. Böyle bir durumda bebeğin
oksijen ve besin kaynakları azalır. Plasentanın hepsinin
ayrılması durumunda ise tamamen kesilir. Tam dekolman son derece
acil bir durumdur. Anne ve bebeğin hayatı tehlikededir. Zaman
kaybetmeden acil şartlarda sezaryene alınır.
Kordon sarkması:
Amniyon kesesi açıldığında bebeğin göbek kordonu rahim
ağzından dışarıya sarkabilir. Son derece acil bir durum olan
kordon sarkması varlığında kordon sıkışarak bebeğe giden tüm
kaynakların kesilmesine ve bebeğin ölmesine neden olabilir.
Kordon sarkması varlığında bir kişi elini annenin vajenine
sokarak kordonu rahim içine iter. Bu vaziyette ameliyat odasına
gidilir. Bebek tamamen doğana kadar kişi elini vajinadan
çıkarmaz. Kordon sarkması durumunda sezaryen zamana karşı
yapılan bir yarıştır.
Amniyon sıvısının mekonyumlu olması:
Bebeğin barsak içeriğinin (mekonyum) amniyon sıvısında
olması bebeğin sıkıntıda olduğunun belirtisidir. Mekonyum
bebeğin akciğerlerine kaçarsa kimyasal akciğer enfeksiyonuna
neden olabilir. Bu nedenle amniyon sıvısında mekonyum
saptandığında şart olmamakla birlikte sezaryen tercih
edilebilir.
Bebeğin kafasının sıkışması:
Zaman zaman eylem normal olması gereken şekliyle
ilerlerken bebeğin kafası doğum kanalının ortasında takılabilir.
Bu durumda sezaryen gerekir.
Doğum eylemi başladıktan sonra sezaryen kararı verdiren
durumlar
Düzenli olarak takibe giden gebelerde yukarıdaki sayfalarda
anlatılan durumlar söz konusu olduğunda doğum eyleminin
başlaması beklenmez ve sezaryen ile doğum gerçekleşir. Gebelerin
büyük kısmında bu yukarıdaki durumlar söz konusu olmadığından bu
gebelerin doğum eylemine girmesi beklenir.
Ancak doğum eylemi esnasında aşağıda anlatılan beklenmeyen
durumlar söz konusu olduğunda doğum eylemi yarıda kesilerek
sezaryen ile doğum kararı verilir. Yukarıda bahsedilen ve
elektif (planlı) sezaryen kararı verdiren durumların tümü, bu
durumlar önceden belirlenememişse (düzenli kontrollere
gidilmemesi durumunda) doğum eylemi başladıktan sonra da
sezaryen ile doğum kararı verdirir.
Doğum eyleminin birinci evresinde sezaryen kararı
verdiren durumlar:
Düzenli olarak antenatal takiplere gittiniz. Antenatal
takiplerinizde hiç bir problem saptanmadı. Doğum eylemi başladı.
Henüz servikste açılma tam değil, sancılar devam ediyor. Ne gibi
durumlarda sezaryen gerekir?
Birinci evrenin uzaması:
Serviksteki açıklık uygun şekilde ilerlemezse durum
değerlendirmesi yapılır. Uterus kasılmaları zayıflamışsa ya da
düzensizleşmişse ve bunun için bir neden bulunamıyorsa anne
adayına durumu gidermek amacıyla damardan uterus kasılmalarını
düzene sokmak amacıyla oksitosin verilir. Yeterli dozda
oksitosine rağmen serviks açıklığı ilerlemiyorsa sezaryen kararı
verilir. Kasılmalar düzenli olmasına, hatta normalden daha
kuvvetli olmasına rağmen serviksteki açıklık ilerlemiyorsa
bebeğin pelvisten geçmeye uygun olup olmadığının tekrar
değerlendirilmesi gerekir. Baş pelvis uygunsuzluğu durumunda
kasılmalar ne kadar düzenli ve şiddetli olursa olsun serviksteki
açıklık ilerlemez. Baş pelvis uygunsuzluğu tanısı konamamış bir
iri bebek durumuna bağlı olabileceği gibi, bebeğin doğum
kanalına alın gelişi ile girmeye çalışması gibi diğer bazı
anormal durumlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Tüm bu
durumlarda kasılmalara rağmen serviksteki açıklık ilerlemez. Bu
durumda artık normal doğum imkanı kalmamıştır ve sezaryenle
doğum gerçekleştirilir.
Fetal distres ortaya çıkması:
Birinci evrede fetus kalp seslerinde bozulma saptanırsa bu durum
anne adayı sol yanına yatırılarak, oksijen ve sıvı verilerek
giderilmeye çalışılır. Fetal distres normal doğumu
bekleyemeyecek kadar ağırsa ve önlemlerle düzelmiyorsa doğum
sezaryenle gerçekleştirilir.
Kordon sarkması:
Makat ile doğumda sık rastlanır. Bazen de baş gelişinde su
kesesinin kendiliğinden açıldığı durumlarda ya da doktor
tarafından açılması durumunda kordon sarkabilir. Doğumun
dakikalar içerisinde gerçekleştirilmesi gerektiği ender
durumlardan biridir. Acil sezaryen uygulanır.
Ablatio placentaya bağlı fetal distres ya da aşırı
kanama:
Plasenta erken ayrıldığında ayrılmanın şiddetine göre kanama ya
da fetal distres bulguları ortaya çıkar. Anne hayatı kanama
nedeniyle, fetus da fetal distres nedeniyle tehlikeye girerse
doğum sezaryen ile gerçekleştirilir.
Doğum eyleminin ikinci evresinde sezaryen kararı
verdiren durumlar:
Birinci evreyi atlattınız. Serviks tam açık, doğuma çok az
kaldı. Doğumun bu kadar yaklaştığı bir dönemde sezaryen hangi
durumlarda gereklidir?
Bebeğin doğum kanalında sıkışması:
Bebek başının doğum kanalının tam ortasında yer alan dikensi
çıkıntıları aşmak için ön-arka doğrultuda olması gerekir. Bu
dönüşü başaramaz ve baş yatay konumda bu dikensi çıkıntılara
ulaşırsa burayı aşması oldukça zor olur. Derinde transvers duruş
adı verilen bu nadir durumda vakum ile bebeği çekmek çok
travmatik olabileceğinden sezaryen ile doğum gerçekleştirilir.
Vakum ekstraksiyonunun başarısız olması:
İkinci evrede bazı durumlarda vakum uygulamak gerekebilir (vakum
ekstraksiyonu ile doğum). En sık fetal distres ve ikinci evrenin
uzaması nedeniyle vakum uygulanır. Vakum uygulaması ile doğum
gerçekleştirilemezse doğum sezaryen ile gerçekleştirilir.
Sezaryende
Genel Anestezi
Ülkemizde sezaryen operasyonlarının %90'ından fazlası
genel anestezi altında uygulanmaktadır. Avrupa ve Amerika'da ise
sezaryen operasyonlarında ilk seçenek epidural ve spinal gibi
yöntemlerdir. Türkiye'de genel anestezinin tercih edilmesinin en
önemli nedeni bir yandan anestezi uzman sayısının genel olarak
nispeten az olması, öte yandan doğumda epidural ve spinal
anestezi uygulama konusunda yetişmiş anestezi uzmanı sayısının
nispeten az olmasıdır. Epidural ve spinal gibi lokal anestezi
yöntemleri özel bir eğitim gerektirir, uygulaması daha uzun
sürer ve kullanılan malzemelerin maliyeti (epidural kateter
gibi) bazı durumlarda genel anestezinin maliyetini aşar.
Genel anestezi ile epidural (ve spinal) anestezi arasındaki en
önemli fark genel anestezinin operasyon süresince tam bilinç
kaybına yol açması, diğer iki yöntemde ise bilincin genellikle
tümüyle açık olmasıdır. Burada genellikle dememizin nedeni
şudur: epidural uygulaması esnasında anne adayının aşırı kaygılı
olması ya da başka tıbbi nedenlerle anestezi uzmanı bebeğin
doğması sonrası anneyi "uyutmak" için bazı ilaçlar
uygulayabilir. Ancak bu genel anestezi değil "uykudur".
Diğer önemli bir fark da genel anestezi uygulamasının
başlamasından operasyona geçilebilmesine kadar gerekli olan
sürenin genel anestezide çok daha kısa olmasıdır. Epidural (ve
spinal) ön hazırlık gerektiren ve uygulandıktan sonra etki
etmesine kadar belli bir süre geçmesini gerektiren yöntemlerdir.
Bu nedenle doğumun acil olarak gerçekleşmesinin gerekli olduğu
durumlarda (fetal distres ("bebeğin sıkışması"), aşırı kanama
gibi) genel anestezi kaçınılmazdır. Diğer tüm durumlarda,
epidural ve spinal için kesin bir sakınca mevcut olmadığı sürece
(anne adayının epidural istememesi, kanama-pıhtılaşma
bozuklukları, kan hacminin aşırı kanamaya bağlı azalmış olması
gibi) sezaryenin bu iki yöntemden biriyle gerçekleştirilmesi hem
anne adayı, hem de bebek için avantaj teşkil etmektedir.
Bu noktada şunu da vurgulamak gerekir: epidural ve spinal
uygulamalarının yaygınlaşması için ilk paragrafta değinildiği
gibi ülkemizde hem genel olarak anestezi uzmanı sayısının, hem
de epidural ve spinal konusunda deneyimli anestezi uzmanı
sayısının artması gereklidir. Bugünkü imkanlarımıza göre
ülkemizde anne adaylarının büyük kısmına genel anestezi altında
sezaryen uygulanmakta ve önemli bir kısmında da genel anestezi
tümüyle başarılı olmaktadır. Ülkemizde anestezi ve reanimasyon
uzmanlarının genel anestezi deneyimleri en az Avrupa ve
Amerika'daki uzmanlar kadar fazladır.
Genel anestezi nasıl uygulanır?
Genel
anestezinin en önemli aşaması entübasyon adı verilen aşamadır.
Burada anne adayının ağız boşluğundan solunum yollarına doğru
entübasyon tübü adı verilen plastik bir tüp yerleştirilir ve
anne adayının solunumu anestezi uzmanı kontrolünde bu tüpe
bağlanan oksijen kaynağıyla devam eder.
Entübasyon
aşamasına gelmeden önce anne adayına "maske" adı verilen ve ağız
ve burunu kaplayan bir aletle %100 oksijen solutulur. Bu esnada
anne adayının karın cildi sezaryen operasyonu için antiseptik
maddeyle "boyanarak" üzerine steril örtüler serilir. Boyama
aşamasının anne adayı "uyumadan" önce yapılmasının nedeni henüz
doğmamış olan bebeğin anestezi gazlarına daha az maruz kalmasını
sağlamaktır. Yine de bazı doktorlar kendi tecrübelerine
dayanarak, boyama aşamasının da anne adayı "uyuduktan" sonra
yapılamasını önerir ve uygularlar.
Oksijen verildikten sonra anne adayına solunumu tümüyle kontrol
altına almak amacıyla santral sinir sistemini baskılayan bir
ilaç verilir. Entübasyon tüpünün daha kolay yerleştirilmesini
sağlamak amacıyla bu aşamada bir kas gevşetici uygulanır.
Entübasyon tüpünün solunum yollarına yerleştirilmesi sonrasında
bu tüpten anne adayına bir yandan oksijen öte yandan da
anestezinin "derinleşmesini" sağlayan "anestezi gazları"
solutulur. Bu gazların solutulmasında amaç bir yandan ağrı
hissini tümüyle ortadan kaldırmak öte yandan anne adayının
operasyon esnasında olup bitenleri hiçbir şekilde
hatırlamamasına yardımcı olmaktır. Kas gevşetici ilaçlar da
solunum kontrolünün anestezi uzmanında kalmasını sağlamak
amacıyla devam ettirilir.
Bebek doğduktan sonra anestezi daha da "derinleştirilir".
Operasyon sona erdiğinde kas gevşeticilerin etkisini gideren
ilaçlar uygulanır, entübasyon tüpü çıkarıldığında anne adayının
solunumu ve tüm yaşamsal refleksleri geri dönmüştür.
Genel anestezinin muhtemel riskleri:
-
Aspirasyon: genel
anestezinin en önemli riski, öksürme refleksinin devre dışı
kalması nedeniyle herhangi bir nedenle kusma oluştuğunda
mide içeriğinin kusmayla birlikte solunum yollarına
kaçmasıdır. Mide içeriği asit olduğundan ve mide dolu
olduğunda besin artıkları içerdiğinden akciğerler için
tehlikelidir. Asit akciğer hücrelerini parçalayıcı etkiler
gösterir, besin artıkları da kitlesel etkileriyle solunum
yollarını tıkarlar.
Aspirasyon, entübasyon yapılmadan önceki dönemde veya
entübasyon tüpü çıkarıldıktan sonra anne adayının tümüyle
"ayılmasına" kadar olan dönemde ortaya çıkar. Günümüzde
aspirasyon, alınan önlemler sayesinde oldukça ender görülür
hale gelmiştir. Bu önlemler anne adayının en az 4 (ideal 6)
saatlik tam bir açlık süresinden sonra (bu sürede su da
içilmemelidir!) anesteziye alınması ve anestezi doktorunun
mide asidini gidermek için uyguladığı antiasit ilaçlardır.
Bu iki önlemle aspirasyon oldukça ender olarak ortaya çıkar.
-
Zor entübasyon:
özellikle "şişman" anne adaylarında veya diğer bazı
nedenlerle (boynun kısa olması gibi) entübasyon zor ya da
imkansız olabilir. Tecrübeli bir anestezist bu zor
durumlarda bile entübasyon tüpünü doğru bir şekilde
yerleştirmeyi başarabilir.
-
Aşırı kanama: genel
anestezi gazlarının bir kısmı uterusu gevşetici etkiler
gösterirler. Tecrübeli bir anestezist, uterus kasını
gevşetici etkileri en az olan "gazları" kullanır ve gazın
dozunu da mümkün olan en düşük seviyede tutar.
-
Yeni
doğan bebekle ilgili sorunlar: sezaryene
başlangıçtan bebeğin doğmasına kadar geçen süre uzadıkça
bebeğin bu durumdan olumsuz olarak etkilenme olasılığı
artar. Tecrübeli bir kadın-doğum uzmanı mümkün olan en kısa
sürede bebeğin doğmasını sağlayarak, bu riskin en aza
inmesini sağlar.
Sezaryen
Sonrası
Odanıza yerleştirildikten sonra servis hemşiresi siz
tam olarak kendinize gelene kadar belirli aralıklarla
tansiyonunuzu ölçmek, nabzınızı saymak ve kanamanızı kontrol
etmek amacıyla ziyaretinize gelir. Bir süre sonra doktorunuz da
odanıza gelerek sizin ameliyat sonrası ilk değerlendirmenizi
yapar. Daha sonra servis hemşiresine gerekli direktifleri
vererek sizi ailenizle baş başa bırakır.
Sezaryen sonrası ilk gün zor geçebilir. Güçlü ağrı kesiciler
kullanılmasına karşın ameliyat yerinizde ağrı duyabilirsiniz.
Sabırlı olmalısınız. İkinci günden itibaren bu ağrı genellikle
azalır.
Ameliyat sonrası kendinizi hazır hissettiğiniz andan itibaren
(genellikle 6-12 saat sonra) yatağınızdan kalkmaya çalışınız.
İdrar yapma ihtiyacı hissettiğinizde servis hemşiresini haberdar
ettikten sonra hemşire ve refakatçiniz yardımıyla önce yatakta
doğrulunuz, baş dönmesi olmazsa yavaşça ayaklarınızı yataktan
aşağı sarkıttıktan sonra yataktan kalkınız. Kendinizi iyi
hissediyorsanız yavaş yavaş odanın içinde adım atmaya
başlayınız. Ameliyatın ilk saatlerinde baş dönmeleri sık
görüldüğünden başınız dönerse tekrar yatağınıza geri dönünüz.
Gerekirse idrar yapma ihtiyacınız bir sürgü yardımıyla
giderilebilir. Hareket etmeye başlamadan önce mutlaka servis
hemşiresine haber veriniz.
Doktorunuz aksini belirtmediği sürece 4-8. saat sonunda sıvı
gıdalara geçe bilirsiniz
.
Sabahın erken saatlerinde doktorunuz tekrar sizin yanınıza
gelerek durumunuzu gözden geçirir ve ameliyat kesisine bakar,
gerekirse ameliyat yerine konan sargı bezini yenisiyle
değiştirmek suretiyle pansuman yapar.
İkinci günden sonra en sık karşılaşılan problem gaz çıkaramama
ve buna bağlı olarak karında şişkinlik ve ağrı oluşmasıdır. Bu
problemler genelde ilk sezaryeni olanlarda daha az görülmesine
karşın rahatsızlık verici olabilir. İlk önlem yeterince ve
kendinizi iyi hissettiğiniz her zaman dolaşmaktır. Gaz yapıcı
gıdalardan kaçınınız. Eğer gaz şikayetleriniz şiddetli olursa
doktorunuza mutlaka haber veriniz. ?ikayetleri gidermek için
çeşitli yöntemler mevcuttur.
İkinci günün dolmasından sonraki bir zamanda normal beslenmeye
başladıysanız, ateş, aşırı halsizlik gibi bir şikayetiniz yoksa,
kendinizi iyi hissediyorsanız doktorunuz sizi taburcu eder (Bazı
doktorlar daha geç taburcu etmeyi tercih eder). Tehlike
işaretleri anlatıldıktan sonra ertesi gün ya da iki gün sonra
dikişleriniz alınmak için gelmek üzere evinize gidebilirsiniz.

Soldaki resimde ameliyat öncesi durum, sağdaki resimde ise
ameliyat yarası tamamen iyileştikten sonraki durum
gözlenmektedir.
-
Taburcu olduktan sonra ağır işler
yapmaktan kaçınınız.
-
Size verilen demir preparatlarını almaya
devam ediniz.
-
Bebeğinizi uygun bir şekilde emzirmeye
devam ediniz.
-
Dikişleriniz alındıktan sonra ("estetik
dikişler" genellikle "kendiliğinden eriyen" materyalden
yapılmıştır ve çıkarılması gerekmez) bir problem yoksa
doktorunuz size banyo yapabileceğinizi söyleyecektir.
-
Doktorunuz izin vermediği sürece cinsel
ilişkide bulunmayınız.
Aşağıdaki durumlarda doktorunuzun size
verdiği kontrol randevusunu beklemeden doktorunuzla irtibat
kurunuz:
Kanama: Kural olarak adet miktarınızı geçen
kanamalar ilk günler normal olabilir ancak taburcu olduktan
sonra kanamanın giderek azalması gerekir.
Ateş: ateşiniz 38 derece üzerine çıkarsa
Ağrı: ameliyat yerinde, karnınızda,
bacaklarınızda, başınızda ya da vücudunuzun herhangi bir yerinde
ağrı kesiciye cevap vermeyen bir ağrı ortaya çıkarsa
Dikiş yeri: Dikiş yerinde aşırı kızarıklık,
sızıntı veya akıntı
Doğum
Komplikasyonları
Distosi (zor doğum)
Distosi kelime anlamı olarak zor doğum demektir. Annenin doğum
kanalı, fetus ve rahim'deki anormalliklere bağlı olarak
gelişebilir. Tedavi altta yatan nedene yönelik olarak yapılır
Uterus'a bağlı distosiler
|
Tanı |
Neden |
Tedavi |
|
Uzamış latent faz.
Doğum ağrılarının
başladıktan sonra etkili hale gelmemesi |
Erken
dönemde fazla miktarda sedasyon, kasılmların yetersiz
kalması |
Ultrason ile gebelik yaşı doğru olarak saptandıktan
sonra amniyon kesesi açılarak suni sancı verilir.
gerek var ise sezaryen yapılır |
|
Uzamış aktif dönem.
Ağrılar yeterlik
sıklık ve şiddette olmasına rağmen eylemin ilerlememesi
açılmanın olmaması |
Bebeğin başı ile annenin çatısı arasında uyumsuzluk
olması, rahim ağzının sert olması, bebeğin başının uygun
pozisyonda olmaması ya da başka bir kısmın önde gelmesi
(makat gibi), doğum kanalını tıkayan tümör gibi bir
etken olması |
Altta
yatan sebebe yönelik yapılır. Genelde sezaryen gerekir |
|
Eylemde duraklama.
Eylemin aktif döeminin herhangi bir anında ağrı, ve
açılmanın durması |
Baş-pelvis uygunsuzluğu, pozisyon anomalileri, aşırı
sedasyon |
Amniyon mayii açılır suni sancı verilir. Gerekirse
sezaryen yapılır. |
Doğum yoluna bağlı distosiler
|
Tanı |
Neden |
Tedavi |
|
Kemik
pelvis distosileri. Annenin kemik yapısı dardır ve buna
bağlı olarak bebek doğamaz |
Yapısal
bir durumdur |
Sezaryen |
|
Yumuşak
doku distosileri |
Doğum
kanalını ilgilendiren yumuşak dokuların tümoral ya da
gelişimsel anomalileridir |
Sezaryen |
Bebeğe bağlı distosiler
|
Neden |
Tedavi |
|
İri
bebek, duruş anomalileri, bebekte anomali, yapışık
ikizler, ikiz doğumda kilitlenme vb. |
Sezaryen |
Omuz Takılması
Bebeğin başının doğduktan sonra omuzlarının kemik yapılara
takılarak sıkışmasıdır.300 doğumda bir görülür. Annede diabet,
iri bebek, şişmanlık, doğumun 2. evresinin uzaması, vakum ya da
forseps gerektiren doğumlar ile daha önce omuz takılması
öyküsünün olması risk faktörleridir. Doğum esnasında meydana
geldiğinde bazı manevralarla omuzlar ve bebek kurtarılmaya
çalışılır.Bebeğin köprücük kemiğinde ve kol kemiğinde kırılma,
bebeğin koltuk altından geçen karmaşık sinir sisteminde
zedelenme ve buna bağlı uzun dönem fonksiyon kayıpları, bebeğin
doğum kanalında uzun süre kalmasına bağlı oksijensizlik ve bunun
uzun dönem etkileri ile bebeğin kaybedilmesi omuz takılmasının
koplikasyonlarıdır. Normal doğumda karşılaşılabilecek en korkunç
komplikasyonlardan biridir.
Rahim yırtılması (uterus rüptürü)
Uterus adelesinin eylem sırasında ya da daha önce yırtılmasıdır.
Sebepleri arasında sancıların yeterli olmasına rağmen açılmanın
olmaması, geçirilmiş rahim ameliyatları (sezaryen), uterusa
yönelik direk travmalar, doğum esnasında dışarıdan rahime fazla
miktarda basınç uygulanması, baş pelvis uygunsuzluğu olmasına
rağmen suni sancı verilmesi ve ters giden bir şeyler olmasına
rağmen normal doğumda ısrar edilmesidir.1500 doğumda bir
görülür.
Bu durum anne ve bebeğin hayatını tehdit eden çok ciddi bir
durumdur ve acil sezaryen gerektirir.
Kordon sarkması
Bebeğin zarları açıldıktan sonra göbek kordonunun buradan
sarkmasıdır.Çok acil sezaryen gerektiren son derece ciddi bir
durumdur. Genelde makat geliş, erken doğum, ikiz gebeliklerde
ilk bebek doğduktan sonra görülür.
Akut Fetal Distres
Eylemin herhangi bir safhasında bebeğin sıkıntıya girmesi ve
kalp seslerinin yavaşlamasıdır. Plasentanın erken ayrılması (ablasyo),
baş pelvis uygunsuzlukları, kordon sarkması, başın normal
pozisyonunda olmaması, plasenta previa, yetersiz doğum
müdahaleleri, gereksiz ve yanlış uygulanan suni sancı, bebeğe
giden kan akımında meydana gelen herhangi bir azalma bu duruma
neden olabilir.
1 saat içerisinde normal doğum olacak gibi görünmüyorsa sezaryen
uygulanır. Kalp seslerinin çok düştüğü vakalarda acil sezaryen
gerekir.
Makat geliş
% 3-4 vakada bebek başı ile değil poposu ile gelir. Bu tam bir
sezaryen endikasyonu değildir ama genelde bebeği sıkıntıya
sokmamak için sezaryen tercih edilir.
Plasentanın ayrılmaması
Doğum sonrası 30 dakika içinde plasenta kendiliğinden ayrılır.
Eğer bu gerçekleşmez ise ya da plasentanın bir kısmı içeride
kalır ise uygun bir anestezi verilerek kalan kısım elle alınır.
Bazen plasenta rahimin kas dokusuna hatta dış yüzeyine kadar
ilerleyebilir. Bu durumda eğer plasenta parçaları temizlenemez
ise rahimin alınması dahi gerekebilir.
Uterus İnversiyonu
Doğumdan sonra rahimin içinin dışa doğru dönmesidir. 15.000
doğumda bir rastlanır.Tam ya da kısmi olabilir. Fark edildiği
anda acil olarak mümkünse anestezi altında geri çevrilmeye
çalışılmalıdır.Bu esnada rahim gevşemesine neden olan ilaçlar
kullanılmalıdır. Bazen ameliyat gerekebilir.
Uterus Atonisi
Doğumdan sonra rahmin yeteri kadar kasılmamasıdır. Çok ciddi ve
ani kanamalara neden olur. Doğumda en sık anne ölüm
sebebidir.Özellikle doğum sonrası ilk 24 saat uyanık olmak
gerekir.
Boyunda
Kordon Dolaşımı
Bebeklerin bir kısmı göbek kordonları boyunlarına
dolanmış şekilde dünyaya gelirler. Kordon dolanması şeklinde
adlandırılan bu durum halk arasında yaygın olarak bilinmektedir.
Pek çok anne baba adayı doğumu düşünürken bebeklerinin boynunda
kordon dolanması olup olmadığını merak ederler ve bundan endişe
duyarlar. Özellikle problemli seyreden ve sonucunda bebekte
sekel meydana gelen doğum öyküleri hamile kadınların en sık
duyduğu öykülerdendir. Çoğu zaman çocuktaki kalıcı problemin
nedeni olarak boynunda kordon dolanmış olması gösterilir. Oysa
gerçek her zaman böyle değildir.
Kordon dolanması ne sıklıkta görülür?
Kordon
dolanması nadir karşılaşılan bir durum değildir. Bebeklerin
yaklaşık %20-25'inde doğum sırasında, kordonun boyuna bir kere
dolandığı görülür. Her 500 doğumdan birinde ise kordon boyuna
iki kere dolanmış olarak izlenir. Literatürde boyuna dolanmış
daha fazla sayıda kordon halkasının olduğu da bildirilmektedir.
benim bu konudaki kişisel deneyimim 5 halkadır. Sezaryen ile
doğum yapan bir annenin bebeğinde kordon 5 kez boyuna bir kez de
bebeğin gövdesine dolanmıştı. Halen sorunsuz şekilde yaşamını
devam ettiren bu bebek çok nadir karşılaşılan bir durumun
örneğidir.
Kordon sadece bebeğin boynuna dolanmaz. Eller, ayaklar ve gövde
de kordonun dolanabileceği kısımlardır. Ancak en sık boyun
çevresinde görülür.
Kordon dolanması neden olur?
Bunun belirli bir nedeni yoktur. Hamileliğin erken dönemlerinde
örneğin 18-19. haftalarda rahim içinde amniyon sıvısının
kapladığı hacim bebekle karşılaştırıldığında çok daha fazladır.
Bu bebeğe hareket serbestliği tanır. Kolayca hareket eden bebek
bu sırada bir kordon halkasının içinden geçebilir. Kordonun
yapısında bulunan Wharton jeli sıkışmasına engel olur.
Bebeklerin çoğu ilerleyen dönemlerde bu halkanın içinden tekrar
geri çıkarlar. Halkanın içinden çıkamadığı durumlarda gebelik
ilerledikçe bebeğin hareket edebileceği alan azalır. Hareketleri
daha kısıtlı hale gelir. Doğum sırasında hala daha halkanın
içindeyse kasılmalarla birlikte aşağıya doğru hareket ettikçe
kordon da boyun çevresinde kalır ve bir süre sonra plasenta
tarafındaki ucun sabit olması nedeni ile boyun çevresine iyice
dolanır ve bu şekilde doğar. Göbek kordonunun çok uzun olması
boyuna dolanması açısından risk oluşturur.
Tanı
Kordon dolanmasının tanısı en sık doğum sırasında bebeğin kafası
çıktığı anda konur. Bazı durumlarda ise 36. hafta civarında
ultrasonografide saptanabilir.

Doppler ultrasonda boyun etrafında
izlenen göbek kordonu
Kordon dolanması sorun yaratır mı?
Bebeğin boynunun etrafında kordon dolanmış olması genellikle
ciddi sorun yaratmaz. Kordonun özel yapısı içindeki damarların
ve kordonun sıkışmasını engeller. Bu nedenle bebekler bu durumu
kolaylıkla tolere edebilirler.

Sezaryende saptanan boynuna kordon dolanmış bir bebek
Bazı durumlarda doğum kasılmaları sırasında
bebek aşağıya doğru ilerledikçe, kordon boyun etrafında
sıkışabilir. Bu sırada bebeğe giden kan ve oksijen miktarı
azalır. Çoğu bebek bu durumu kolaylıkla tolere edebilirken bazı
bebekler edemez. Bebeğin kalp atım hızında bir yavaşlama ortaya
çıkar. Anne adayının sol yanına çevrilip oksijen verilmesi ile
kalp atım hızı genellikle normale döner. Daha nadir durumlarda
ise bebeğin kalp atımları düzelmez ve acil sezaryen gerekli
olabilir.
Eğer kordon kısa ise bebeğin aşağıya inişine izin vermeyebilir.
Bu gibi durumlarda da bebeğin kalp atım hızında sürekli bir
düşüş izlenir ve sezaryen ile doğurtulması gerekebilir.
Boyunda kordon dolanması anne karnında aniden kaybedilen
bebeklerde zaman zaman rastlanılan bir durum olmakla birlikte
ölüme ne sıklıkta neden olduğu tam anlamıyla gösterilememiştir.
Bununla birlikte ani bebek kaybına yol açabilen kordon
kazalarından biri olarak kabul edilir. Gövdeye dolanan kordon
varlığında ise bebek ölüm oranı %10 civarındadır.
|